Bugun...
SON DAKİKA

Analiz: Erkeklerin ve Kadınların Kimlik Değişimleri

Mehmet Faruk Kurt kardeşimiz güncel olarak aile üzerinden yürütülen tartışmalardan spesifik olarak sosyolojik bağlamda tesbitler yapmış:
facebook-paylas
 Tarih: 11-07-2019 21:27:28  -   Güncelleme: 11-07-2019 22:12:28

Analiz: Erkeklerin ve Kadınların Kimlik Değişimleri

KADEM meselesine dair birkaç şey söylemezsem olmayacak. Söyleyeceklerimin muhatabı erkeklerdir.
Ne yazsam bir şeyler eksik kalacak, orası kesin. Mesele basit ve tek yönlü bir mesele değil. Baştan ayağa bir toplumun yaşadığı dönüşüm var ortada.
Her şeyden önce KADEM'i suçlamayı bir kenara bırakıp gerçekliğe bakalım. Osmanlı'da modernleşme başladıktan bugüne kadarki süreçte kısaca şöyle bir şey yaşandı: "Kadınlar kamusal hayatta var olmak, evlerinde de iktidarda pay sahibi olmak istediler." Bakın burası çok önemli. Bu tespiti kadınlar üzerinden yapıyoruz ve bunu yaptıktan sonra arkamıza yaslanıp derin bir oh çekiyoruz. Çektik mi? Şimdi bu durumla paralel olarak şu tespiti yapmak rahatımızı bozacak: "Erkekler sorumluluk bilinçlerini yitirdiler, evin reisliğini kadınla paylaşmaktan, hatta ona devretmekten memnuniyet duydular."


Evet, İslâm'a göre evin reisi erkektir. Kadın bunu kabul edip buna uygun davranmalı. Ama erkek de bunu kabul edip buna uygun davranmalı. Erkek buna uygun davranmadığında, evin reisliğini yapmadığında ne olacak? Yani sanki erkek evin reisliğini yapıyor da kadın buna itiraz ediyormuş gibi bir algı var ortada. Hayır, erkek evin reisliğini yapmıyor.

 

Allah annenin ayaklarının altına cenneti seriyor, kadın için takvaya en uygun olan yer evidir gibi sözler söylerken bir ezberi dile getiriyoruz. Çalışmayan kadınların yaşadıkları sıkıntılar umrumuzda değil. Çalışmayan kadınların çalışmadıklarında ne yaptıklarını, bu boşluğu nasıl doldurduklarını sormuyoruz. Erkeklerin ailesine sahip çıkmak için üzerlerine düşeni yapıp yapmadıklarını konuşmuyoruz. Erkeklerin kadınlardan annesi gibi olmasını beklerken neden kendisinin babası gibi olmadığını sormuyoruz. İdeal kadın portresi çizip ona uymayan kadınları eleştirirken, ideal erkek portresi çizip erkekleri bunun üzerinden yargılamıyoruz. Eğer bu noktalarda sıkıntılar olduğunu görmüyorsanız muhtemelen çok izole bir hayatınız var ya da bu gözle etrafınıza bakmıyorsunuz demektir.

 

Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Ocak ayında Konya'da bir camide cuma vaazında hocanın vaazı özet olarak şöyleydi: "EEYY KADINLAR! Düğüne, altın gününe giderken süsleniyorsunuz ama erkeklerinize süslenmiyorsunuz. EEYY KADINLAR! Kocalarınız gidip başka kadınlara bakınca, metres tutunca onları suçlamayın, suçlu sizsiniz!" Sorumluluk bilincini yitirmenin belki de en önemli işaretlerinden biri, suçu üzerinden atma çabasıdır. Türkiye'de vaizler - milyonlara hitap eden hocalar bile - muhataplarının çoğu - hatta bu örnekte olduğu gibi tamamı - erkekler olmasına rağmen kadınları suçlamaktan vazgeçmiyorlar. Cuma vaazında yüzlerce erkeğe hitap ederken bu cümleleri kurmanın elle tutulur hiçbir yanı yoktur. Bu sözler erkeklerin gözünde metres tutmayı, başka kadınlara bakmayı meşrulaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

 

Hadi gelin kadınların ne yaptığı üzerinden değil de, erkeklerin ne yaptığı üzerinden süreci okumaya çalışalım.
Öncelikle yapacağım genellemelerin hiçbirinin bütün erkekleri/kadınları kapsamayacağını, bir genelleme yapıyorsam bunun çevrenizde çok kez şahit olabileceğiniz, toplumda yoğun olarak bulunan insanlar üzerine olacaklarını ifade edeyim. Ayrıca yazı boyunca sadece muhafazakar, dindar, İslamcı ya da Müslüman, adını ne koyduğunuza göre sonuç değişmiyor, kesim üzerine konuşacağım.
Bugünün erkekleri bir evi "tek başına" (hani evin reisi olacağız ya, o yüzden) geçindirmeye talipler mi? Cevap: Değiller. Büyük çoğunluğu çalışan eş arıyor. Dindar, ahlaklı bir kadından önce çalışan bir kadın. Yani ahlaklı olmasına olsun tabi de, çalışan kadınlar içinden ahlaklısını arayalım. Önce çalışıp çalışmadığına bakalım, sonra bakarız ne kadar ahlaklıymış. Neden? Çünkü geçinmek zor. Peki bu insanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar evi geçindiremeyecekleri için mi geçinmek zor, yoksa evi geçindirmenin zorluğuna gelemedikleri için mi zor.
Erkekler ev geçindirmenin zorluğuna talip değiller. Evi geçindirmek sorumluluk gerektirir. Oysa bugünün erkekleri sorumsuzdur. Bu yüzden evi geçindirmenin derdiyle boğuşmaya cesaretleri yoktur.

 

Bunun sebebi kısaca şu: Özellikle doksanlı yılların başlarından itibaren yetişen kuşağı yetiştiren ebeveynler, çocuklarının sıkıntı çekmeden büyümesini istediler. Bu yüzden onlara sorumluluk vermediler. Erkekler bunu çok çabuk benimsedi ve sorumluluklarını terk ettiler. Kadınlar ise kendi sorumluluklarına dört elle sarıldılar, bununla da yetinmeyip daha fazlası için çabaladılar. Bu yüzden bugün kadınlar bir evin reisi de olur, kamusal alana hakim de olur, oldu da zaten.
Peki kadınlar bunu neden yaptılar? Bunun için bir genelleme yapmak zor. Bu durumun birçok sebebi var. En başta kadınlar hayatın zorluğunu erkeklerden çok daha erken ve çok daha fazla gördüler/görüyorlar.

 

Bugünün neslini yetiştiren anneler okumamış/meslek öğrenmemiş olmanın sıkıntısını yaşadılar. Mesela bir kadın için daha önce ihtiyaç olmayan şeyler ihtiyaç olmaya başladı. Buna bağlı olarak ekonomik olarak bağımlılığı arttı. Çamaşır makinesi henüz yokken, bir kadın için o güne kadar çamaşırı elde yıkamak zorlayıcı olmakla beraber yapmak zorunda olduğu bir şeyken, çamaşır makinesi çıktığında bu iş bir mecburiyet olmaktan çıktı. "Çamaşır makinem olursa çamaşırları yıkamak zorunda kalmam" diye düşündü. Çamaşır makinesini nasıl alabilirdi? Kendi imkanı olmadığı için kocasından isteyecekti. Talebi karşılanmadığında artık o kadın için çamaşır yıkamak mecburiyet olmaktan çıkıp eziyet halini almış oldu. Belki de ilk defa kocasına bağımlı olmanın acısını yaşadı. O halde kızı bu duruma düşmemeli, okumalı ve meslek sahibi olmalıydı.
Bu kısmı bir erkek olarak okurken muhtemelen şunu düşündünüz: "kim bilir o erkek para kazanırken ne sıkıntılar çekiyordu da alamadı makineyi". İşte sorun bu yüzden çözümsüz bir hal alıyor. Şu soruları sormadan hükmü veriyoruz: Erkek neden o makineyi almadı? Alamadığı için mi, canı istemediği için mi? Sabahtan akşama kadar evin her türlü işini yapan bir kadın için bu istek bir hak sayılmaz mı?

 

Bir ev hanımı, asla bir erkeğin kazandığından daha azını hak ediyor değildir. Ama erkekler, maddi durumu ne kadar iyi olursa olsun karısına para verirken eli titrer. "Eve mobilya aldım, buzdolabı aldım, çocuk okutuyorum" diyip işin içinden çıkmaya çalışır kendince. Oysa yaptıklarını kadın için değil ailesi için, dolayısıyla en başta kendisi için yapıyordur. Kendisi kazandığı paranın ihtiyaç fazlasını dilediği gibi harcayabilirken karısının harcadığı her kuruş gözüne batar. Bir erkek kadının bin bir cefayla süpürdüğü evin temizliğini bir kez olsun övmez. Temizlik görünmez çünkü. Oysa bir kere evde temizliğin vakti geçsin, anında göze batar. Sorumlusu kimdir: Kadın!

 

Köy kahvelerinde akşama kadar kumar oynayıp, bahçede çalışan karısının kazandığı üç kuruşu elinden zorla alan erkekleri bilmeyenimiz yoktur.
Daha birçok örnek zikredilebilir ama kısacası kadını kamusal alanda var olmaya iten onun inançsızlığı, Allah'ın hükmüne karşı gelmesi falan değil, annesine edilen haksızlığı görmesi, erkek çocukların yanında kendisine haksızlık edilmesi gibi sebeplerdir. Elbette dizilerin, filmlerin etkisinden; okullardaki eğitimin etkisinden vs. de söz edilebilir. Ama suçu bunların üzerine atıp tehlikeyi savuşturmak mümkün değil.
"Kadınlar çalışmasın, evinde otursun, çocuğuna baksın" diyen "hocalar", öyle düşünmüyor olsalar bile sanki erkekler dört dörtlük, erkekler evini geçindirmek için gece gündüz çalışıyor (böyle erkekler tanıyorum ve onları tenzih ederim), kadınlar da erkeklerin mezarını kazmak için çalışıyorlarmış gibi konuşuyorlar. Bu da erkekleri kışkırtıyor, suçsuzluk psikolojisine sevk ediyor. Bu hocalar çözüm olarak da bir ütopya kuruyorlar. Kurdukları ütopya ancak toplumdan soyutlanarak gerçekleştirilmesi mümkün olan bir şey. Yani bu üslupla toplumu değiştirmek, toplumun derdine derman olmak mümkün değil.

 

Eğer Sema Maraşlı Hanımefendi gibi bir kadın çıkıp kadınları/kadın derneklerini eleştiriyorsa onun sözünü kadınlar/dernekler değerlendirip ders almalıdırlar. Bu yüzden Sema Hanım'ın yaptığı şey çok değerlidir. Fakat kadınlar/kadın dernekleri üzerine "sürekli" konuşan bir erkeğin, muhatap alınması için önce erkeklere dair olan meseleleri gündeme getirmesi, özeleştiri yapmayı başarması gerekir. İğne kendine, çuvaldız başkasına. Bunu Yusuf Kaplan Hoca'yı tenzih ederek söylüyorum. Böyle bir meseleyi gündeme taşıyarak hayırlı bir iş yaptığına inanıyorum. İtirazım kadınların çalışmasını, giyinmesini sürekli diline dolayan ama sözü hiç erkeklere getirmeyenleredir.

 

Bu kadar şey söyledin hiçbir şey anlamadım diyen varsa şöyle özetleyeyim: "Kadın düzelirse her şey düzelir" düşüncesi erkekler üzerinde "sorun bende değil" psikolojisi oluşturuyor. Bu söylemin muhatabı olan kitle sadece kadınlar olursa mesele yok fakat bu söylem daha çok erkeklerde ve olumsuz karşılık buluyor. Oysa erkekler erkekliklerini yitirip kadınsılaşıyorlar. Kadın erkekle rekabet etmek için koşuyor, erkekse madem sen koşuyorsun benim yerime de koş, ben yürürüm diyor. Erkek hocalar meseleyi çözmek istiyorlarsa "EEYY ERKEKLER!" demeyi bilecekler.

 

Bu kadar şey söyleyip KADEM hakkında bir şey söylemedim. KADEM'i eleştirmeye gerek duymuyorum. Bunu yapmaya çalışırsam dayanamam, işi siyasete bağlarım. Sözün özü, KADEM masum değildir ama erkekler de masum değildir. KADEM durup dururken ortaya çıkmadı. Onu meydana getiren bir zemin vardı. Erkekler bunu sorgulamadıkça KADEM kapansa da, politikası değişse de "21. yüzyıl kadınların dünyası olacak!"

  Bu haber 185 defa okunmuştur.   Editör: Harun Ceylan
Etiketler

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER İSLÂM Haberleri
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
  NAMAZ VAKİTLERİ
  HABER ARA
YUKARI YUKARI