Bugun...
SON DAKİKA

Varlığın İntiharından Çıkış Noktası

 Tarih: 11-04-2019 07:27:00  -   Güncelleme: 11-04-2019 07:34:00
Gürgün Karaman

Mekânsızlık sırrından Vâcib tenezzül buyurdu, imkân etti mekâna. Nerde zaman, nerde mekân, nerde, nerde? Nerde diye bir şey yok. (Mêlayê Ciziri)


“Varlık, zaman ve mekânın”  birbirleri arasındaki mesafe gün geçtikçe açılmaktadır. Mesafe açıldıkça parçalanma artmakta, parçalanmaya bağlı olarak anlam yok olmaktadır. Çünkü “varlık, zaman ve mekân”  birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdır.  


Varlık, mekânda mayalanır, zamanda oluş ve bozuluşa uğrar. Varlığın formüle edilmesi, varlığın anlam dünyasına nüfuz etmek için yeterli değildir. Tam aksine varlık, formüle edildikçe geri çekilir. Bu geri çekilme onun anlamının, akıl tarafından hem tahakküm altına alınması hem de tüketilmesidir. Varlığın bu geri çekilişi, onun tüketilmesiyle doğrudan alakalıdır. Bu durum yaşamsal huzursuzluğu da beraberinde dayatmaktadır. Modern ya da post modern akıl için varlık ancak formüle edilebilirse varlık olarak kabul edilir. Formüle edilemeyen varlık hurafe, saçma, mistik, mitolojiktir modern bilim ve akıl için. Mekândan önce bir mekânın, zamandan önce bir zamanın, varlıktan önce bir varlığın olup olmadığı mutlak bir sırdır.

Önceliğin ya da hiçliğin bağrından, varlığın varoluş kaynağına formülle nüfuz edilebilir mi? Kesinlikle hayır. Bilimsel formülasyon sadece varlık âleminin içindeki kanunları keşfederek varlık türleri arasındaki o muazzam bağları keşfeder. Bu bağları birleştirip/formüle ederek üretim faaliyetine girer. Bu süreç anlam değil, formülasyon süreçleridir. Varlıkla akli bir mutabakat, anlam merkezli olacaksa bunun yegâne yolu “mekândan önce bir mekânın, zamandan önce bir zamanın, varlıktan önce bir varlığın” ötesine taşan bir ilhamla mümkündür ancak. İlhamın olmadığı bir ilişki ancak anlamın yitimiyle sonuçlanır. 

 

Bu nedenle İbni Arabi “Keşif yoksa bilgi de yoktur.” der. Buradaki keşif bilimsel bir katılık, veri, istatistik değil; varlığın, varoluş anlamına nüfuzdur. Bilincin bu anlama nüfuzu ise ancak varlığı bir veri kaynağı olarak görmekten vazgeçmekle mümkündür. Bilimsel olarak delik deşik edilerek parçalanan varlıktan anlam değil, geriye sadece enkaz kalır ki gelinen noktada dünyanın kendisi bir enkaza dönüşmüştür. Böyle bir dünyanın ve varlığın mutlu bir sonu da olmayacaktır. Şeytani olanın hükmünü icra ettiği bir tragedyadan başka bir şey elimizde kalmayacaktır. Bilimsel üretim adı altında varlığın çektiği işkence intikam ile sonuçlanacaktır. Bunda hiçbir kuşkuya yer yoktur. İnsanlık, varlığa bedel ödeterek kendi varlığını korumanın değil, varlığı sadece kapital bir “var” olarak görmektedir. Bu ister tahakküm, isterse varlığı kontrol etme, isterse onu sömürme olsun; sonuçta insan, varlık karşısında hala barbardır, yabanidir, yabancıdır. 


Varlığın tüm bilgisi deşifre edildiğinde “varlık-zaman ve mekân” anlamını yitirecektir. Varlığın zihinsel, mekânsal ve zamansal varoluşu salt bir bilimsel veri değildir. Modern varlık anlayışı, varlığa sadece niceliksel olarak yaklaştığı için metafiziğin/ilahiyatın gemisini batırmıştır. İlahiyatçıların elinde kalan sadece kutsalın/geminin spekülasyonudur. Bilim denizinde batan geminin, suyun üzerinde sağa sola savrulan kütüklerinin, çer çöplerinin anlamını toplamakla yeni bir metafizik paradigma inşa edilemez. On birinci yüzyılda çöken bilgi sistemlerini irfan bilgi sistemi lehine toplayan Mevlana ve İbni Arabi’lere olan ihtiyaç ise bir göz laboratuvarda, diğer gözü de gökyüzünde olan düşünürlere ihtiyaç vardır. 


İnsanın varlık üzerinde kurduğu bu tahakküm sonucunda “varlık” intihar edecektir. Bu evrenin sınırlarını aşmayan, katı bir rasyonalite içinde varlığa yapılan bu bilimsel dayatmanın tek bir gerçekliği vardır: İnsanın ölüm korkusu ve ölümden sonraki belirsizlik. Bu arada varlık intihar ederken Tanrı’nın sessizliği kuzuların sessizliğiyle özdeşleşir. İnsana kalan, bu sessizlik içinde sadece derin bir çığlıktır. 


Örtü açıldıkça varlık, allak bullak olmakta; anlamsal olan, niceliksel olanın sunak taşında kurban verilmektedir. Burada insan artık bir hikâye değildir. Öyküsü yazılacak hiçbir şey kalmamıştır artık. Yazılan şiirler birer ağıttan ibarettir. Her şey bilimsel makalelerin despotizmiyle yok edilmiştir. Kelimeler dahi ruhsuz, cansız, zamansız ve mekânsızdır. Onlar artık bilimsel olanın hizmetindedir. İsimler yitirilmiştir. Zihinsel, zamansal, mekânsal olan var oluşun anlamı yoktur artık. “Nerde zaman, nerde mekân, nerde, nerde?” sorusunun cevabı “Nerde diye bir şey yok.” paradoksuyla aşılabilir mi?
Tüm bu anlamsal yitimin tek anlaşılabilir imkânı “sır” ve ona saygıdır. “Varlığın örtüsünü ne kadar açarsak açalım, o hep bir “giz” olarak kalacaktır. Dolayısıyla “giz”e saygı duymalıyız.” (Derrida) Bu saygı, insanın kendisine de saygısıdır. 

 

  Bu yazı 182 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI