Bugun...
SON DAKİKA

Biri Medreselilere FETÖCÜ mü Dedi?

 Tarih: 20-02-2019 09:32:00  -   Güncelleme: 20-02-2019 14:28:00
Harun Çetin

Daha bugün yani 20 Şubatta bir yazı yazıldı. Eski İstanbul müftüsü, Kuramer gibi kuruluşlarla içli dışlı olan Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’nın Karar gazetesindeki köşesinden medreselere nefret saçan söylemi, birçoklarının aslında kendisiyle aynı konumları işgal edenlerin medreseye bakış açısını yansıtmaktadır. Hem geçmişe hem medreseye dil uzatan bu kişiye cevabımı, kendisinin sözlerinden sonra yazacağım. İşte nefreti:

"Elbette toplumumuzun din öğretimi ve din hizmetleri verecek elemanlara, din âlimlerine, mütefekkirlerine ihtiyacı var. Ama biz, “özlenen geçmiş”e dönmeyi kafamıza koyduğumuz için, meseleye ihtiyaç noktasından değil, bizi o geçmişe götürecek kadroları oluşturma hevesinden bakıyoruz. 

Bu maksatla olmalı ki, onca normal din öğretimi kurumlarımız yetersizmiş gibi “dinî” dernek, vakıf, cemaatlerin eğitim alanında önlerini açtık. Dinî eğitimi beş on dakikalık birkaç sınavdan ibaret görüp, anılan yapıların medreselilerine açık lise, İlâhiyat Önlisans, İLİTAM, hatta sınavsız dikey geçiş yoluyla İlâhiyat Fakültesi mezunu olma imkânını getirdik.

Bir tarafta bu ülkenin çocukları örgün öğretime girebilmek, girenler derslere devam edip başarmak için ölümüne çalışırlar; gerekiyorsa babası tarlasını satıp çocuğunu okutur. 

Öbür tarafta falan vakfın, derneğin, cemaatin denetimsiz ortamlarda “okuyan” medreselileri, diğerleriyle eşit haklara sahip olurlar. Devletimiz FETÖ’nün üniversitesine de böyle bir “kıyak” yapmış, ilk özel ilâhiyat yasasını onlar için çıkarmıştı. 

Herhalde bunu da “Bizi özlenen geçmişe götürecek âlimler yetiştirsin” diye yapmıştı. Nereye götürdüklerini gördük.
Belirttiğimiz yolla ilâhiyat diploması edinip -haklı olarak- kendilerine sağlanan imkânı kullananlar, -benzer özlemler taşıyan İlâhiyat hocalarının da katkılarıyla- artık İlâhiyat Fakültelerinin lisansüstü programlarındalar. 

İşte size geleceğin İlâhiyat hocaları… Bu eğitim anlayışının ülkeyi götüreceği yer, beklenenlerin aksine, Asr-ı saadet olmayacaktır. Neresi olacağını önceden birkaç kez yazmıştım.
Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI / Özlenen Geçmiş- Karar”

Şimdi ben buradan aslında uzun uzun medreselerin şanından, şerefinden bahsederdim amma Mustafa Çağrıcı için değmez. Koca Ragıp Paşa’nın deyimiyle “Şecaat arzederken merd-i kıptî sirkatin söyler” imiş. Medreseleri, kendisin bir zamanlar yolunda mücadele verdiği Fetö’ye benzetmesi talihsiz bir teşbih olmuş. 

Açıöğretim okumayı medreselilere çok gören Nazi kafalı bu eski müftü, aynı sualleri acaba açıköğretim okuyan tarih, coğrafya vesaire bölümleri okuyanlara da soruyor mu, onlar da Fetöcü mü? Yoksa bu kinden sadece açıköğretim ilahiyat, ilitam okuyanlar, hatta onların hepsi de değil sadece medreseli olanlar mı nasipleniyor?

PEKİ KİM FETÖCÜ?

Sultanahmed Camiini ziyaretinde Papa’ya refakat eden en üst düzey Mustafa Çağrıcı, Papa için yeni bir ibadet uydurmuş ve adını da “Huzur Duruşu” koymuştu. Şimdi söylemeli Çağrıcı, hangi medrese ve medreseli İslam düşmanı kâfirlerin başı olan bir zalime el pençe durmuş da ve hatta ona hususi ibadet uydurmuş?

İstanbul Müftülüğü, Ömer Nasuhi Bilmen gibi İslam’ın ve ulemanın izzetini korumak için mevki sahibi de olsa ayağa kalkmayan bir zat-ı muhteremi de görmüştür, Mustafa Çağrıcı gibi el pençe durup hatta adına bidat uyduran birini de. 
Mustafa Çağrıcı’nın Fetö’ye benzettiği o medreseler dinlerarası diyaloga ve Fethullah Gülen’e reddiyeler dizerken, halkı bunların tehlikesine karşı ikaz ederken Mustafa Çağrıcı, Diyalog toplantılarına katılıyor, diyalogcuların tertib ettiği kutlu doğum haftalarında kadın korolara müftülükçe cümbüş yaptırıyordu ve utanmadan İslam’a iftira ediyordu. 

Bakın bir zamanlar yoldaşları olan Zaman Gazetesinden bu haberi okuyalım:
ZAMAN gazetesinde (internet, 18 Nisan 2008), başlık şu: “Vâizelerden Kutlu Doğum Konseri”. 

— İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş. Koro elli kişilikmiş.

— Peygamber sevgisini ilahî ve kasidelerle anlatan kadın korosu izleyenler tarafından büyük ilgi görmüş. Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söylemiş.

— Çağrıcı, “Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük haksızlık…” diye konuşmuş. Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş.

— Müftü Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini beyan etmiş.

***

13 Mayıs 2004 tarihinde Mardin’de, Dinlerarası Diyalog havarilerinin organizesiyle “Dinler ve Barış/Kültürlerarası Diyalog Platformu” yapıldı ya, bu işler işte orada oldu. Sembolik bir köprü kurup, “Bu sembolik Sırat Köprüsü’dür” dediler; üç dinin mensuplarını bu köprüden geçirdiler.
Bu toplantıda kimler vardı dersiniz? Medreseleri Fetöcülükle itham eden Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı.
Son olarak Mustafa Çağrıcı’nın gerçek yüzünü şu belgeyle sunup şimdilik olayı kapatayım.

Ürdün Amman’daki Kraliyet Ehl-i Beyt İslâm Düşüncesi Müessesesi başkanı Prens Gazi bin Muhammed bin Tala’nın girişimiyle yazılan 12 Ekim 2007 günü Papa XVI. Benedikt’e gönderdikleri, “Sizin ve Bizim Aramızdaki Orta Kelime” başlıklı, 5’i Türk 138 kişinin imzaladığı meşhur mektubun son III. kısmında şöyle deniyor:

“İslâm ve Hıristiyanlık arasındaki bazı şekli ihtilafların azaltılması bulunmadığı zamanda İslâm ve Hıristiyanlık muhtelif iki din olarak değerlendirilmesine rağmen, açıktır ki iki büyük vasiyet, Kur’ân-ı Kerim, Tevrat ve Ahd-ı Cedid (İncil) arasında bir bağ ve ortak bir zemin teşkil etmektedir. Tevrat’ta ve Ahd-Cedid’te iki vasiyete temel teşkil eden ve onlardan fışkıran şey, Allah’ın vahdaniyetidir; yani Tek İlâh’tır…” 

Papa’ya Müslümanca bir mektup yazılıyor; fakat her şeyden önce mektubun en önemli kelimeleri bile İncil’den alınıyor. Şöyle ki: “İki Büyük Vasiyet” Pavlus İncili’nin Arapça tercümelerinden alınmadır. Markos’ta (12. Bab, 28-31. cümlelerinde Hz. İsâ’nın,Yahudilerin “Yazıcılar” denen bir grubuna mensup birisiyle tartışması anlatılır ve o, Hz. İsâ’ya sorar: “Bütün vasiyetlerin ilki hangisidir?” Hz. İsâ cevap verir: “Birincisi, Ey İsrâil, işitin! Rabbimiz Tanrı’dır, Rabb bir’dir… İkincisi, komşunu kendin gibi seveceksin. Bu iki vasiyetten daha büyük vasiyet yoktur.”

Oysa Kur’ânî kavram, “Emr”dir. Emr ile vasiyet arasında anlamca nüans farkı olmalıdır. Bu, o kadar önemli değildir. Burada yanlış olan, yine, İslâm’ı ve Hıristiyanlığı eş tutma; tevhidi ve teslisi eş görme; teslisi, en önemli bir İslâmî kavram olan “Vahdaniyet” ve “Tevhîd” ile karşılama girişimidir.

Peki bu mektuba imza atan 5 Türk’ten biri sen değil misin ey Mustafa Çağrıcı?

Bu milletin akidesini tahrip ve tahrif operasyonunda birlikte çalıştığın Fetö, siyasi güçten kudretten düşünce, aynı yıkım projesinin başka versiyonlarına geçip yıkım faaliyetlerine başka isimlerle devam ettiğini görmüyoruz sanma.
Hem Fetöcüsün hem müfterisin, o sebeble medreseleri ağzına alma hakkın yok.

  Bu yazı 2173 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI