Bugun...


Hasan Can

facebook-paylas
Biz mi Zayıfız, Hadisler mi?
Tarih: 14-11-2017 16:12:00 Güncelleme: 14-11-2017 16:20:00


Farzedelim ki Rasulullah’tan rivayet edilen bir söz ulaştı bize. Peygamberimizin bu sözü hakikaten söyleyip söylemediğini merak ediyoruz. Ne yaparız?

Elbette ilk adımda ravi zincirini, senedi inceleriz. “Peygamber böyle dedi” şeklindeki iddianın doğru olup olmadığını bu yoldan görmek isteriz. Sahabeden başlayarak her bir nesilde bu hadisi rivayet eden güvenilir bir kişi var mı, senedde inkıtâ/kopukluk var mı, diye merak ederiz. Bu rivayetin sahih olması için her nesilde en az bir kişinin aktarması gerekir.

Bu düşüncelerle mevzubahis rivayetin senedine bakıyoruz; o da ne, daha Sahabe tabakasında 30 güvenilir ravi var! Rasulullah’ın dizinin dibinde yetişen, O’nunla gülen O’nunla ağlayan 30 sahabi, “Peygamberimiz şöyle dedi” diyerek rivayet ediyor bu sözü.

Tabiin tabakasına iniyorsunuz, aynı tablo. Önceden anlaşması imkânsız birçok tâbiî bu sözü bir sonraki nesle aktarmış. Ravi sayısı daha da artmış.

Tebe-i tâbiin nesline geliyorsunuz, aynı tablo. Çok daha geniş bir coğrafyada yaşayan birçok güvenilir ravi aynı bilgiyi aktarıyor.

En sonunda bazı meşhur hadis kitaplarına 100’ün üzerinde farklı isnad ile ulaşıyor bahsettiğimiz söz.

Şimdi biraz düşünelim; böyle bir nakille karşılaşan herhangi bir Müslümanın bu rivayeti reddetme ihtimali var mıdır? Akıl sahibi bir insan, otuza yakın sahabinin işi gücü bırakıp Peygamber’e yalan isnad etme yarışına girdiğini düşünebilir mi? Bu naklin uydurma olduğunu iddia edebilecek bir insan çıkar mı?

Çıkar. Maalesef çıktı.

Bahsettiğimiz bu sapasağlam rivayet, Nüzûl-i İsa rivayeti. Günümüzde “Hz. İsa dönmeyecek” diye kestirip atan bunca insan, bu kadar sağlam yollardan gelen mütevatir bir haberi reddediyor.

Allah Rasulü muhtelif zamanlarda, muhtelif vesilelerle İsa’nın dönüşünden, döneceği vakit yapacağı bazı işlerden vs. bahsediyor. Bu sözleri farklı farklı sahabiler duyuyor tabiatiyle. Hepsi Peygamber’in kendisine söylediği sözleri farklı farklı ortamlarda, değişik insanlara naklediyor. Ama tüm bu nakillerde ortak nokta aynı: Nüzûl-i İsa. Otuza yakın sahabe aynı şahidlikte bulunuyor: Peygamberimiz, Hz. İsa’nın (as) kıyametten evvel geleceğini haber verdi.

Hz. Peygamber ve onun yoldaşı sahabiler her zaman Hıristiyanlara muhalefet etti. Saç şekilleriyle bile onların sapkın hayat tarzlarından teberri ettiler. Hıristiyanlıktaki uydurma inançlar en açık bir üslupla inkâr edildi ilk Müslümanlarca. Ama hiçbir sahabi, “İsa dönecek” diyen Hıristiyanları reddetmedi, “hayır dönmeyecek” diyen tek kişi çıkmadı. Bu konuda söz söyleyen tüm sahabiler Hz. İsa’nın bir gün gökten ineceğini kabul etti. Çünkü Hıristiyanlıktaki bu inancın doğru bir hanif inancı olduğunu Peygamberlerinden öğrenmişlerdi.

Mutezile, Şia ve Ehl-i Sünnet’in ittifak ettiği görüşlerden biri olarak modern çağa kadar ulaştı Nüzûl-i İsa inancı. Hiçbir sahabi, tâbiî vd. bu inancın Kur’an’a aykırı olduğunu söylemedi. Zira Kur’an’da Hz. İsa’nın kıyametten evvel inmeyeceğine işaret ya da imada bulunan hiçbir ayet yoktu, ama aksi vardı.

Nüzûl-i İsa inancının Kur’an’a aykırı olmadığı gerçeğine dair, bu inancı en kesin bir dille reddeden Hayri Kırbaşoğlu’nun şu sözleri herhalde yoruma gerek bırakmamaktadır:

 

“Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde bizzat görüleceği üzere ve birçok ilim adamının da ifade ettiği gibi, Hz. İsa'nın göğe yükseltilip, bilahare yeryüzüne indirileceği inancı, Kuran’da, tartışmaya mahal bırakmayacak netlik ve kesinlikte ifade edilmiş, değildir. Bilakis, ortada olan, Hz. İsa'nın inişinin leh ve aleyhindeki birçok ayetle ilgili filolojik izahlardan ve çok farklı tevil, tefsir, yorum ve iddialardan başka bir şey değildir.

Bu sebeple, Kuran açısından meselenin bir yorum ve dolayısıyla tercih meselesi olduğu söylenebilir. Bu, aynı zamanda Hz. İsa'nın nüzulü konusunda Kuran’ın belirleyici olmadığı anlamına da gelir; ki, geriye, belirleyici olarak rivayetler/hadislerden ve icma iddiasından başka bir şey kalmamaktadır.”

 

Bu sözleri alıntıladığımız makalesinde de Kırbaşoğlu ilgili hadislerin mütevatir değil “olsa olsa” sahih sayılabileceğini iddia ediyor. Gerçekten garip. Bu hadisler fareza mütevatir değil de sahih olunca ne değişmektedir? Sahih olduğunu itiraf ettiğimiz bir hadisi neden reddetmemiz gerekmektedir? Bu suallerin tamamını cevapsız bırakıyor makale.

Kur’an’a aykırı olmadığı bu kadar kesin bir rivayet, neden “Kur’ancı”lar tarafından kabul görmez?

Cevap aslında çok basit. Kur’ancılık akımı hadisleri Kur’an’a değil, Batılı zihin yapılarına arz eder. Materyalist, pozitivist zihin yapısına uymayan tüm rivayetler tartışmasız uydurma ilan edilir. Bu kafa yapısına uyan rivayetler ise senedi zayıf olsa bile aşkla şevkle kabul edilir. Mühim olan Kur’an’ın çizdiği koordinatlarda bir İslam anlayışı değil, Batı insanının rahat kabul edeceği sınırlarda bir din icadıdır. Mezkûr akımın Kur’an merkezli süsü verilmiş çoğu retoriği bu mukaddimenin bir devamıdır.

Kendi kendimize sormamız gereken bir soru var; zihin dünyamızı, düşünce haritamızı Allah’ın seçtiği elçi mi belirleyecek, popüler kültür mü?





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI