Bugun...


Musa Akkaya

facebook-paylas
Tanrı Devleti ve Us Yönetimi Altında İnsan
Tarih: 24-07-2018 18:56:00 Güncelleme: 24-07-2018 18:56:00


Milyonların, cevabını bildiğini sandığı bir soruyla yazıp çizelim: Tanrı kimdir? Bu soru, insanın kendini bulması adına çözümlemek zorunda olduğu sınavın, kilit sorusudur.Fakat beşeri sistemler bu soruya en az puanı vermişlerdir. Ne yazıkki, çoğunlukla on parmağın içinden yalnızca biri bu soruya yönelme ihtiyacı duymuştur. Ne acı!
Evet, sanırım yıllar evvel izlediğim bir filmin acı paradoksuydu. Kadın önce kadın, sonra erkek oluyordu. Ardından zamanda yolculuk yaparak kendi kadın haline aşık oluyor ve aşkın acı meyvesi olacak bir bebek dünyaya getiriyordu. Ve o güne kadar yaşadığı dünyanın tüm algısal varoluşumu, yerle yeksan oluyordu.Tüm bunlar, zaman bükülmesinin bir neticesiydi. Zaman, insanı kendine aşık etmiş ve bu sarhoşluğun neticesinde bir bebek oluvermişti. Kuşkusuz bu süreç istençli bir davranıştı. Bir bedende 3 can. Kadın, erkek ve bir bebek.. Kendi neslini devam ettirebilen insan! Hem de bir dişi olmaksızın... Böyle bir şey mümkün müydü? Zira böyle bir durumun mümkünlüğü, ardından evrenin oluşum sürecinde, insana, Tanrı dışında farklı bir yorum katabilecekti. Olasılıkları hesaplarsanız birçok şeyin mümkün olabileceğine rastlayabilirsiniz. Fakat bunun için zamanda yolculuk yapabilmeniz gerekecektir. Öyleyse bu filmde Tanrı neredeydi? Tanrı zaman mıydı, Yoksa zamanı insanın hizmetine sunan mı? Yoksa tüm bu algoritma, yalnızca beşer ürünü olup insanın kendini tanımasını, dünyanın varoluş felsefesine kendi biçimini kabullendirmesi miydi? 
Evet, bir önceki yazımızda "Denksizliğin egemenliği'ni" kaba taslak anlatmıştık. Denksizliğin, denkliğe galebe çaldığını söylemiştik. Bu yazıda ise bu zıtlığı analiz ederek Tanrı devleti ve us yönetimi altındaki insanı tanımlayacağız...Tek fark, yangından kaçmayacağız!
Montaigne şöyle diyor: “Daha dün iman esasları olarak kabul ettiğimiz bir çok şeyi bugün fabl diye anlatıyoruz." Sahiden öyle değil mi? Tanrı kimdir sorusuna, yangından mal kaçırırken söylenmiş bir kaç tanımlama geliyor: Tanrı; Güneşi, Ayı, Yıldızları, Dağları, Denizleri, Okyanusları, Ağaçları, Hayvanı ve evrenin tüm işlevsel mekanizmanın hizmet ettiği İnsanı yarattı. Peki, buna hanginiz şahit oldunuz, diye bir soru yönelttiğimizde nasıl bir cevap alıyoruz? Bazı cevaplar şöyle: "Bilmem, Tanrı yarattı işte. Fazla sorgulama! Sonra dinden çıkarsın"...Şu cümlenin dahi ne kadar sakat ve kompozisyon bakımından ne kadar düzensiz olduğunu görebiliyorsunuz değil mi? Bilmem demek, herhangi bir şekilde Tanrıyı tanımıyorum demek. Ardından Tanrı yarattı demek, kuşkusuz Tanrıyı bildiğini iddia etmek demek. Şu durum da her iki cümle birbiri arasında denksizlik oluşturmaktadır. Devamında "fazla sorgulama, dinden çıkarsın" söylemi ise hem önceki dönemlerde hem de günümüz modern döneminde şu anlama gelmiştir: Denksizliğin egemenliğine boyun ey, yoksa zalimin sopasına müdavim olursun!
Bir diğer cevap ise, insanın bilinç düzeyinin eksikliklerinden bahsederek, birinci grubun söylemlerini aynen doğrulayıp, bu doğrulara temel kazandırarak Tanrıya ulaşma söylemidir: Tanrı vardır, çünkü insan onun sanatı karşısında durağan ve aciz bir varlık olmakla beraber,onun yalnızlığıyla gönlünü yeşillendirmiş, zamana hükmedemeyen bir canlıdır.
Diğer bir cevap ise, Tanrının uygulamalı ideal düzenini araştırmamış, bilmemiş; onu, yalnızca ticari işlerine kurban edenlerin öğretisinden tanımış, ve bu öğretiyle Tanrıyı bütünleştirip ona başkaldırmışların, lakin pek de nüfuz edememiş, arada kalmışların cevabıdır: Din insanların afyonudur, vb...
Kuşkusuz ilk cevabı veren kitleler, azımsanmayacak bir biçimde çoktur ve dünyanın yerleşik normları, bu düzen üzerinden tesis edilmektedir. Şimdilik, bu iki grubun Tanrı devletini ve us yönetimini nasıl algıladıklarını açıklayıp, dünya felsefesinde, kendi biçimini açıklama gereği duyan insandan bahsedelim...
Marx şöyle der:
Dinsel bakış açısıyla eziyet çekmek, aynı zamanda gerçek acı çekmenin bir dışavurumudur ve gerçek acı çekmeye karşı bir protestodur. Din, ezilmiş yaratığın uğultusu, iç çekmesidir, kalpsiz bir dünyanın duygusu, ruhsuz koşulların ruhudur. Din insanların afyonudur.
Marx'a bir noktada katılmamak haksızlık olur. Zira bu söylem, biraz önce bahsettiğimiz birinci cevabı veren kitleler için oldukça uygun olacaktır. Çünkü bu grubun tinsel açıdan ezilmişliği yalnızca beyaz kaftanlıların, cübbecilerin ya da fötrcülerin ve tüm bunların iktidar koltuklarına oturtmuş oldukları kadroların oluşturmuş olduğu bir acıdır. Bu acıyı ne Tanrı ne de Tanrının nebileri oluşturmamıştır. Bu acıyı kıyafetlerin ardındaki Din Tüccarları oluşturup gerek ibadethaneler aracılığıyla gerek devletin kadrolaşmış düzeneğiyle pazarlamışlardır. Bu tüccarlar, Din'i kullanarak geniş kitleleri ezmişler, ardından ezdikleri bu kitleleri tinsel açıdan doyurmak için din ile ilgisi dahi bulunmayan, ruhsal açıdan da etik olmayan, çokça sakinleştirici ve uyuşturucu ile bu kitleleri her daim uyutmuşlardır...Sonuç itibariyle uyuşturulmuş bir topluluğa, Tanrıyla, onun davasıyla alakası dahi bulunmayan kadrolar, "Tanrı Devleti" adı aldında "sistemli bilinçsizlik süreci" oluşturmuşlardır. Bu sürecin yenilebilir olması adına da her daim uyuşturucu dozajını aksatmadan verebilecek "us yönetimini" kadrolaştırmışlardır. Fakat, kurulu düzendeki devletin ve us yönetiminin hiçbir şekilde Tanrıyla samimiyeti yoktur! Onların tek arzusu; ölümsüzlük iksirini bulana değin, ticari arzularını had safhaya ulaştırıp, Dünyayı bir oyun meydanına çevirip, saf ve örgütleşme konusunda bilinçlenmemiş yığın toplulukları basamak yaparak, Tanrısal bir içgüdüyle, toplumu her seferinde yeniden inşa etmek...
Bu durum geniş kitlelere işlediği için, aradakalmışlar, dinsel buhranın açtığı yoklukta; bir takım filozoflar yahut bilim insanları -artık adına ne derseniz- : "Din insanların afyonudur, insan kendisine hükmedebilen, zamana hükmedebilen, kendi geleceğini kurabilen, Tanrıyı öldürebilmiş, bir bedende üç can taşıyabilen bir Tanrıdır." modelini tasarlamışlardır." Bu tasarıyla beraber, insanın ruhuna ıstırap veren dini, ortadan kaldırarak, hakikatte var olan acıların sembolize edilmesini arzulamışlardır
Gelgelelim ikinci gruba...
Bu grup başlangıçta belirttiğimiz gibi Allah'ın tüm evreni yarattığını doğrulamış ve aynı zamanda bu doğruları temellendirmiştir. Bu grupta azınlıktadır.. Bakınız; Kur'an'da, İncil'de, Tevrat'ta ve daha birçok yerde, Nuh kıssası anlatılır. Nuh'un kirlenmiş dünya toplulukları karşısındaki yalnızlığı, Yunus'un emperyal ninova halkından kaçışını, İsa'nın gözleri doymaz, yalancı topluluklar karşısındaki yalnızlığını, çırpınışını, Musa'nın dönek kitleler karşısındaki kırgınlığını ve kızgınlığını, Eyyubun şatafatseverler karışısındaki hayıflanışını, (Muhammed nebiden yalnızca el hak Kur'an bahsetse de) orijinal halinde, diğer kitaplarda da o nebinin insanlığın çöküş zemininde yaşamış olduğu ruhsal ıstırabını, varlığın sancısını bir mağarada yalnız başına çözümlemeye çalıştığını, ayakları kanayana, göz pınarları kuruyana kadar dünya toplumlarını "Orijinal Rabbe" davet edinişini, bu grubun temelde benimsediği ilkeli söz güzel özetliyor: İnsan Allah'ın yalnızlığıyla gönlünü yeşillendirmiştir. Muhakkak ki tüm nebileri ayakta tutan da buydu. 
Üçüncü bölümde, ikinci grubun benimdeği doğruların temellerinden, yani bizzatihi Allah'ın kendisinden ve onun ideal devletinden bahsetmek istiyorum. Zira, Allah'ı tanımayana, cennet ve cehennemden tapu çıkarmak ancak zihni uyuşturanların mesleğidir. Biz İnşAllah bu mesleği yıkmaya geldik diyoruz... 
Selametle kalın...





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI