Bugun...


Mustafa Özipek

facebook-paylas
Günübirlik Savrulmalar
Tarih: 11-11-2017 22:05:00 Güncelleme: 11-11-2017 22:32:00


 
Aslında yazının başlığı günübirlik savrulmalar değil mütemadiyen savrulmalar olmalıydı. Çünkü sadece İslam ve müslümanlık tarihimiz değil öncesi ve şu anki seküler hallerimiz bile hep savrulmayla geçiyor. Belki kişisel bazda büyük bir çoğunluk bu konuda istisna tutulabilir ama gerek idari manada gerekse temsiliyet manasında baktığımızda gerçekten büyük savrulmalarla ve çelişkilerle dolu bir hayatımız var.
 
Şöyle ki; herhangi bir konuyu dallandırıp budaklandırmada üstümüze kimseleri tanımadığım gibi, üzerinden çok az süre geçen bir konuyla ilgili de hemen yaşanmamışlık moduna girebiliyoruz toplum olarak. Daha iki hafta öncelerde bir devlet memurunun –henüz bağlı olduğu kurum tarafından sebebi açıklanmamış olsa da- açığa alınması üzerine kıyametler koparılıp ehl-i sünnet düşmanlarının senaryolarından girilip, düne kadar memuru olduğu kurumu ihanetle yaftalamaya varan suçlamalardan çıkılmasına karşın gündem anında ters yüz hale getirilip bir başka konu -10 kasım, abartılmış sevgiler, vs.- üzerine tartışmalar gündemdeki yerini alabiliyor. 
Bir bakıma iyi bir şeymiş gibi algılansa da aslında ne kadar vurdumduymaz, ne kadar unutkan, ne kadar gaza gelen ve ne kadar bilgisiz bir toplum olduğumuzun göstergesi bana göre. Bilgisiziz çünkü öğrenmek işimize gelmiyor, araştırmak alışkanlığımız yok. Umursamazız çünkü bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın atasözleriyle(!) büyümüşüz. Unutkanız çünkü unutmak işimize geliyor, Allah’ın insanlığa bahşettiği en önemli donanımlardan birisi belki de unutmak. Ama biz bu hediyeyi tam aksi durumlarda kullanıyıoruz. 
Öğrenmek işimize gelmiyor; öğrendikçe sorumluluklarımızın artmasından korkuyoruz. Öğrendikçe başkalarına da anlatıp öğretme yükümlülüğünden korkuyoruz. Cahilliğimizle mutlu mesut yaşarken başımıza yeni işler açmaktan, yeni icadlar çıkarmaktan korkuyoruz.
Umursamıyoruz; köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek bizi rencide etmiyor, kazanmak ya da daha iyi yaşayabilmek adına her yolun mübah olduğunu bizlere dayatan bir sistemin tedrisatından geçmek bizleri rahatsız etmiyor. Dini eğitim veren bir okuldaki öğrencilerin ağzından en ağır küfürleri duymak ya da okulun mescidindeki vakit namazlarında öğrenciden çok öğretmenin olması vakayı adiyeden sayılıyor artık ve umursamıyoruz.
 
Unutmak işimize geliyor; en ufak bir rahatlama anında geçmişe, hem de çok yakın geçmişe dair acılarımızı bile unutuyoruz. Acılarımız derken sakın yanlış anlaşılmasın, kişisel kayıplardan ya da dertlerden bahsetmiyorum. Dine karşı, müslüman topluma karşı, mahalleye karşı yapılanlardan bahsediyorum. Ha bunları kafir dediğimiz, münafık dediğimiz, gavur dediğimiz kimseler de yapmamış olabilir. İşte acının büyüğü de orda başlıyor. Hani ağaç kendisini kesen baltaya demiş ya; “Ben senin beni kestiğine değil, sapının benden olmasına üzülüyorum…” diye, aynı onun gibi işte.
 
Bunlardan ve daha nice eksikliklerimizden dolayı da artık mütemadiyen savrulmalar yaşayabiliyoruz. Bundandır ki, ne isaya ne de musaya yaranamayacağımız halde imam-hatipli kızlarımıza imzalar attırabiliyoruz, altına binlerce küfürlü yorumlar ve suçlamaları göze alarak. 
Bundandır ki, eski cehapelilerden Ankara valisi Nevzat Tandoğanın “Ülkeye komunizm gelecekse biz getiririz, size ne oluyor?" sözüne karşılık şimdilerde bizim mahallenin insanları da “falanca şahıs sevilecekse en çok da biz severiz” yarışına giriyoruz.
 
Bundandır ki, bir ve birlik olmak dururken tam da bazılarının istediği kıvama gelip/getirilip mahallede kavga çıkarabiliyoruz. Belli sayıda taraftara ulaşınca kendimizi bi halt sanıp sağa sola pervasızca saldırabiliyor, akademik unvanlarımızın ardına sığınıp kızdığımız ya da fikirlerine katılmadığımız insanları hedef gösterebiliyor, defalarca yapılan açıklamalara rağmen inatla birilerini hadis inkarcısı olarak gösterebiliyor, bin küsur yıl öncelerde de tartışmaların yapıldığı ve uğruna nice alimlerin zayi edildiği konular hakkında “kimse bilmiyor da bir tek sen mi biliyorsun?” kolaycılığına kaçabiliyoruz.
 
Dini mübini İslam bizlere uyanık olmayı, akletmeyi, fehmetmeyi emrettikçe biz iyice salağa yatar pozisyonlara dalıp, iki ilahi eşliğinde bal satan, sadece birkaç duayla darlıktan ya da hastalıktan kurtulacağımzı anlatan, hakimi ve şahidi Allah olan bir mahkemede verilen kararları bile değiştirebileceğini dolaylı olarak insanlara kabul ettirebilen, Allah Resulunun ağzından çıkması ihtimali dahi olmayan sözleri hiç utanmadan ona atfeden hoca kılıklı insanlara aldanır olduk.
Bu tutarsızlığımız yüzündendir günübirlik savrukluğumuz, umarsızlığımız, cahilliğimiz…




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI