Bugun...


Muzaffer Yeşil

facebook-paylas
FLAKKA 2! (Gdo'lu Ürünler, Salgınlar, Aşılar)
Tarih: 17-11-2017 15:32:00 Güncelleme: 24-12-2017 13:38:00


İlk yazımda bahsettiğim konulara derinlik kazandırmak adına ikinci yazıyı yazmanın gerekliliğini farkettiğim andan itibaren, konuyu derinlemesine tekrar tekrar araştırdım. Komplo teorilerinin insanların zihnini esir aldığı bu dönemde; doğru, güvenilir ve saf bilgiye ulaşmanın zorluğuna şahit oldum. İlk yazımda Dünya nüfusunu azaltma amaçları ve güdülen politikaların; savaşlara, salgın hastalıklara ve soykırımlara nasıl yön verdiğinden bahsettim. Konuyu derinliğe kavuşturalım.

 

11 Mart 1918 yılında ABD’nin New Mexico eyaletinde bugün İspanyol gribi olarak bilinen H1N1 virüsünün bir alt türünün yol açtığı grip vakalarına rastlanmaya başlandı. Önemsiz olarak addedilen bu virüs bir salgına dönüşerek 1920 yılına gelindiğinde resmi rakamlara göre 50 gayri resmi rakamlara göreyse 100 milyon insanın ölümüne yol açtı. 1978 yılında domuz gribi ilk olarak ABD topraklarında görülmeye başladığında, gribe özel hazırlanan aşıları 3 hafta gibi kısa bir sürede uygulamadan kaldırdılar. Sebebi çok fazla insan sinir sistemini yıpratması ve yok etmesiydi. Buldukları aşı amaçlarına hizmet etmeyip çok fazla göze batıyordu. 29 Nisan 2009’da Dünya Sağlık Örgütü domuz gribi salgına dönüşmeye başlayınca alarm seviyesini 4’ten 5’e yükseltti ve ülkelere gripten korunmak için insanlarına aşı uygulamaları konusunda baskı yapmaya başladı. Peki ne idi bu ısrarın sebebi. Salgının önüne geçmek mi ? Tabiki de hayır. Amaç aşılarla insanları gizliden gizliye kısırlaştırırken bir yandan da satılan aşılarla ilaç şirketlerinin servetine servet katmalarını sağlamaktı. Amaç insanları yokederken onları soyabildikleri kadar soymaktı.

 

Bugün hemen hemen herkesin evinde televizyon, bilgisayar, akıllı telefonlar bulunmakta. Bir tv programı izliyorsunuz, araya bir reklam giriyor. Bilinçaltınıza telkinlerde bulunuyor ve sizi herhangi bir ürünü almaya teşvik ediyor. Muhtemelen aklınızda olmayan ihtiyaç duymadığınız şeyleri. Herhangi bir marketin manav bölümüne geçiyorsunuz. Mevsimi olmadığı halde herşeyi bulabiliyorsunuz. Muhtemeldir ki bunlar geneteği değiştirilmiş ürünler oluyor. Geleneksel yöntemlerle yetiştirilmeyen ilaçlarla büyütülen halk dilinde hormonlu diye tabir edilen ürünler. Tohumunu bizim üretmediğimiz ürünler. Hayvanların ilaçlı olduğu için yiyemediği yalnız biz insanlara yedirilen ürünler. Hiç düşündünüz mü sağlığımıza ne gibi zararları olduğunu. Ben araştırdım sizler için açıklayayım;

 

GDO’nun Zararları:

 

1.Vücut Sistemlerini Bozması


Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde GDO’lu ürünlerin organ tahribatına, sindirim ve bağışıklık sisteminde düzensizliklere, yaşlanmanın hızlanmasına ve kısırlığa neden olduğu tespit edilmiştir.

 

2.Vücuttan Atılamaması


İnsanlar üzerindeki çalışmalarda ise GDO’lu proteinlerin ve kimyasalların bazılarının sindirime uğramadan vücut içinde kalabildiği ve muhtemel uzun vadeli zararlara neden olabileceği görülmüştür. Örneğin, soya fasulyesine enjekte edilen gen vücudumuzda yaşayan bazı bakterilerin DNA’larına transfer olabilmektedir ve ayrıca GDO’lu mısır tarafından üretilen toksik böcek öldürücü hamile kadınlarda ve onların doğmamış fetüslerinde görülebilmektedir.

 

3.Kronik Hastalıklarda Artış


ABD’de GDO’ların 1996 yılında ortaya çıkmasından sonra sağlık problemleri artmıştır. Kronik hastalıklara sahip Amerikalıların oranı sadece 9 yıl içinde %7’lerden %13’lere çıkmıştır. Gıda alerjileri birdenbire yükselmiş, otizm gibi hastalıklar, üreme düzensizlikleri, sindirim problemleri ve diğer rahatsızlıklarda bariz artışlar gözlenmiştir.

 

4.Tahmin Edilemeyen Riskleri Artırması


Genetik mühendisliği birbiriyle alakası olmayan türlerin genlerini birbirine karıştırarak tahmin edilemeyecek yan etkilere kapı aralamaktadır. Dahası transfer edilen genin türünden bağımsız olarak üretilen yeni tür bitkiler yeni toksinler, alerjenler, kanserojenler ve beslenme zaafiyetleri gibi zararlar doğurmaktadır.

Coca Cola 1886 da ilk üretildiğinde siyahi Amerikalı kadınları kısırlaştırmaya yönelik yapılmış reçeteyle eczanelerde satılan bir doğum kontrol ilacıydı. Zaman içerisinde Dünyaya yayılan bir içecek oldu. Hemen hemen çoğumuzun evlerinde bulunuyor. Sizce formülü neden sır gibi saklanıyor. İnsanları gerçekten kısırlaştırıp yok etmek için olabilir mi ?
İsteseler Dünya nüfusunu 500 milyona indirebilirler. Ellerinde küresel boyutta tahribat oluşturacak güçleri, silahları mevcut.

 

Ama ne yazıyordu Georgia Guidestones anıtında; insan nüfusunu doğayla uyumlu olarak 500 milyonun altında tut. Onlar için nükleer savaş veya yeni bir Dünya Savaşı ideal bir yöntem değil. İnsanlarla beraber doğayı da katledecekleri için bu yöntemi kullanmıyorlar. Bunun yerine salgınlar, genetiği değiştirilmiş ürünler ve eski oyuncaklarını verdikleri küresel çaplı terör örgütlerini kullanıyorlar. Ve bizler önümüze ne servis ediliyorsa ona inanmakla meşgulken aslında içten içe yokediliyoruz. Çok uzak olmayan bir zamanda büyük salgınlarla karşı karşıya kalabiliriz. Yıllardır Hollywood sinemasıyla bizlere bunları aşılamadılar mı bir düşünün. Müzik sektörünü, sinema sektörünü, eğlence sektörünü, dizileri, sporu hep bu emellerine ulaşmak için kullanmadılar mı. Bilinçaltımıza subliminal mesajlar vererek kirli düşüncelerini zihnimize empoze etmeyi başardılar ne yazık ki. Yıllarca Hollywood üzerinden bizlere zombi filmleri izlettiler. Bu duruma bizleri alıştırmak ister gibi. Ve bugün bu hatayı yapanlara bende dahilim Flakka isimli uyuşturucu maddeyi zombi hapı olarak isimlendiriyorlar. Yeni nesile sempatik gelen bu ismin kullanılması ve bilinçli yahut bilinçsiz bir şekilde  yaygınlaştırılması kullanıcı sayısını artıracağı gibi küresel çapta büyük boyutlu hasarlara da yol açacaktır.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI