Bugun...
SON DAKİKA

İslâm'da Hizmet ve Davet Vazifesi

 Tarih: 11-02-2019 16:42:00  -   Güncelleme: 12-02-2019 22:28:00
Nail Varal

Davet, lügatte; çağırmak, nida etmeksevk etmek anlamlarına gelmektedir. Dini bir terim olarak daİslâm dininin esaslarını, uygun metodlarla anlatıp, insanların hak ve hakikati görmelerine vesile olmak demektir. 

Allah -Celle Celâlühü-,  Kur’an-ı Kerim’de, ilim ve amel becerisini ortaya koyabilen müslümanın, Hakk'a çağırma gibi bir başka sorumluluğu daha olduğunu bildirir.

(Tevbe: 71,Hacc: 41,  Lokman:17,  Araf: 181, Al-i İmran: 110, Araf: 157). Ayrıca, "Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve ‘kuşkusuz ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (Fussilet: 33) diyerek, konunun önemine dikkat çeker.

"Daha güzel sözlü kim olabilir?" demek, “bu iş, büyük bir iştir” demektir. “Sakın durmayın” demektir. Kulu kışkırtmak demektir, teşvik etmek demektir, "bu önemli olayın içinde olun" demektir. Bu nedenle ibadetlerden sonra, müslümanın bir görevi daha var. O da, Allah’ın kullarını Allah’a çağırarak Allah’la tanıştırmaktır.

Davet fiilini icra edebilmenin yolu ise bilmekten geçer. Çünkü hiç kimse, yabancısı olduğu bir şeyi karşı tarafa aktararak onu, üzerinde konuştuğu konu hakkında ikna edemez. Bu anlamda; kültür, zihin ve gönül eğitimini tamamlayamamış insanın Hakk’a davet etmesi iyimser bir gayret ama, yeterli bir eylem değildir.

Öyle ise öncelikle Allah'a çağırma işini iyi bilmemiz gerek."Ben ve bana uyanlar bilerek Allah'a çağırırız." (Yusuf: 108) ayeti, "ilmi yeterliliğe" işaret ederken, davetçilere debir ölçü koyar. Bu ölçü, anlattığı şeyi iyi bilmek veinandırıcı kanıtlar ortaya koymak şeklinde kendisini gösterir.

 

Bu sebeple, davetçinin önce kendisini inşa etmesi gerek.Seküler hayatın zincirlerinden kurtulup; itikat, ibadet ve muamelat gibi alanlarda, ihtiyacı olan farz ilimleri öğrenmelidir. Kimse, bilmediği bir şeyi karşı tarafa aktaramaz çünkü. Efendimiz -Sallallahu Aleyhi ve Sellem-:"İlim tahsil etmek her Müslümanın üzerine farzdır." (İbn-iMace, Mukaddime:17 ) derken, Yusuf Suresi 108'de ki "alâbasîratin" pasajının açıklamasını şerhini yapmaktadıradetaEğer kişi, çağırdığı şeyin nitelik ve niceliğini bilmezse, muhatabının cehaleti, onu da yakar. Önce,Rabbini bilmelidir insan, (kime çağırdığını anlatabilmek için). Daha sonra, davetini yaptığı yolun eğri olmadığınıbilmelidir, (inandırabilmek için). Ondan sonra da, davettekendisine lazım olacak ilmi birikime sahip olmalıdır,(davetini doğru metotlarla yapabilmek için).

Davetçi, ilmi yeterliliğe sahip olduktan sonra, mesajını açık ve net, herkesin anlayabileceği yalınlıkta vermelidir. Çetrefilli, gizemli, tuhaf ve garip konular anlatmamalı,islam'i temeli olmayan menkıbelerle kafaları karıştırmamalıdır. "Ben, az-öz söz söyleme özelliği ile donatılmış olarak gönderildim." (Buharî, VIII, 76, 168; en-Nihaye, I, 295) diyen peygamberi iyi okuyup, insanlarayalnızca, anlayabilecekleri dilde hitap etmelidir.

O, ayrıca, güler yüzlü ve tatlı dilli de olmalıdır. Lüzumsuz konuşmalar, kırıcı, incitici ve suçlayıcı davetler, amacına hizmet edemez. "Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi." ( Âl-i İmran: 159) ayet-i kerimesi, nasıl bir üsluba sahip olmamız gerektiğinin altını çizmektedir. Babası müşrik olmasına rağmen ona, "ey babacığım" (19/45), münkir olmasına rağmen, "ey oğulcuğum" (11/42) diye seslenen İbrahim ve Nuh -Aleyhimüsselam-, davranışları iki güzel örnektir.    

Yine davetçi, ilmini, "bak, ben biliyorum" mesajını vermek, farklı olduğunu ima etmek için kullanamaz. Böyle birisi, Kur'an’ın gözünde merkeple (31/19) eş değer tutulmuş, daveti sadece sesten ibaret” sayılmıştır. Hâlbuki davet; sesin gürültüsünden sözün gücüne yükseldiğinde amacına ulaşır. "O, büyüklük taslayanları hiç sevmez."(Nahl: 23) ve; "Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa: 36) ayetleri, davetçinin iki kulağında bir ömür küpe olarak kalmalıdır.

Davetçi, başkalarının kendisini uyarmasına izin vermeli, doğru ikaz ve öneriyi kabul edebilmelidir. Çünkü uyarıları kabul etme erdemini göstermek, davetçi (Müslüman) olmanın bir gereğidirKendisini eleştirilemez görenherkesin, Hz. Peygamberin getirdiği dine ihanet ettiğini bilmelidir. (Abese: 1-12) Davetçi, Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? (Furkan 43) ayetinin muhatabı olmamak için, sürekli teyakkuz halinde olmalıdır.

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah akşam tespih edin.” (Ahzâb: 33/41-42) Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cum’a: 62/10) gibi onlarca ayette emredilen zikri ifa etmelidir. Yapılandavetin başarılı olabilmesi ve şeytanın, beşeri zaaflarından istifa edememesi için, Rabbini çok zikreden olmalıdır. Zikir, tehlikelere karşı bir kalkan, zorluklara karşı kuvvetli bir yardımcıdır. Çetin durumlardan kurtulabilmesi için Yunus -Aleyhisselam- gibi “en lâ ilâhe illâ entesubhâneke kapısında olmalıdır. (Enbiya: 87) Bilmelidir ki zikir kurtuluştur. (Cuma: 10)

Ayrıca; devamlı dua halinde olmalı (2/250), güzel ve temiz giyinmeli (7/31), sabırla, bıkmadan usanmadan, insanlara Allah'ın nimetlerini hatırlatmalı (16/81), hiç kimseye inandırmak gibi bir mecburiyetinin olmadığını bilmeli (10/108), yüz çevirenin çevirmemesine aldırmamalı (6/35), insanlara hoşlarına gidecek isimlerle hitap etmeli (49/11), dua edici olmalı (59/10), adil olup, his ve kiniyle hareket etmemelidir (5/8). 

Davet, İslam’ı değil insanın kendisini yenilemesidir. İnşaaetmesidir hayatı ölümü ve ötesini. “Ben” zincirlerinden kurtulup “sen” özgürlüğüne yürümenin adıdır. Toplumun huzur ve sulhu, ancak, tekelci anlayıştan soyutlanmış, batı paradigmasından arınmış dava erlerinin, ortaya koyacağıbu yüce gayretle gerçekleşebilir.

  Bu yazı 450 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI