Bugun...


Nail Varal

facebook-paylas
Vakit Şafağa En Yakın Zamandir Leylim!
Tarih: 16-11-2017 10:50:00 Güncelleme: 16-11-2017 11:03:00


 

Düne kadar biriktirdik, düne kadar çoğalttık sevgimizi. İlim, ihlas ve amel üçgeninde yeni şiirler yazdık bu çağa. Yeryüzü dergâhımız, nafileler huzurumuz, esma gıdamız oldu herkesin uykuya daldığı o gecelerde. Yenilenmek için dinleyip, yenilemek için konuştuk. Tur dağının rüzgârları sardı içimizin iklimlerini. Hira’nın vahiy kokulu omuzlarında dinlendik yorulduğumuzda. Sevr’e ıstırap yüklü acılar, Mekke’ye “kahhar” dokunuşlu sancılar bıraktık. Bir kartal özgürlüğüyle havalandık meydanlarından bu şehrin. Bir küheylan çığlığıyla fırladık Anadolu’nun bozkırlarına. Adım adım, fırtına fırtına yaklaştık sana ey! 

 

Öyle ki içimize sığmayacak kadar büyüdük şimdi. Artık biriktirdiklerimizi çağa taşıma vaktindeyiz. Andolsun zamana ki sözümüz suskunluğumuz, suskunluğumuz sözümüzden daha fazla olacak. Sırtlanlar tarafından yaralanan Ceylanın yardımına ses olmak için çıkacağız dağlara. Nerede acıyan yaralar var, orada olacak bu ellerimiz. Kimsesiz kuşlara yuva, yalnız kartallara rüzgâr kesileceğiz uçurumlarda. Irmaklarla yürüyeceğiz tüm kurak topraklara. Gökyüzü kadar büyüyeceğiz, yıldızlar doğsun diye üzerimizde. Yıldızlar kadar çoğalacağız aydınlık yürüsün diye asrın yüzüne. 

 

Heyelanız biz, zalimlerin üzerine devrilmeyi bekleyen. Girdabız, korsanları yutmak için tüm denizlerde. Tam da, dağların taşıyamadığı bir yüke müptelayız burada. Sana selam durduk Asya ve Avrupa’nın kesişme noktasından. Ortadoğu’da biriken acıları dağıtmaya gittik saçlarının kokularıyla. Ardımızda kimseyi bırakmadık, kimseyi baktırmadık yere mahcup ve yalnız. Kardeş olmak için değil kardeş olduğumuz için kardeş kaldık biz. Hadi, yeniden Medine’ye gönder bizi öğretmeninle. Yeni elbiseler giydir bize nebevi dokunuşlarınla. Giydir ki, durup durup içimizden can sıçrasın bin sene. Bin sene yüzümüzü yüzüne yaslayarak ağlayalım bu meridyende. 

 

Sözü vahyin yüzünden alıp sultanların sözüne sürmeye niyetliyiz bu mevsim. Alnımızda güneşi, avuçlarımızda kar yanığı hikâyeler taşırız. Artık, saatler aşkı vurur bundan sonra sevgili. Her sabah ezanlarla düşer yola ayaklarımız. Bir “bismillah” tadında bırakırız soframıza avuçlarında gül taşıyan annelerin dualarını. Genç kızların hıçkırıklarında kör düğüm oluruz ey! Onu anlamak için otururuz ancak oturacaksak eğer. Senden başka kimse bizi durduramaz, dinlendiremez gayrı. Senin o siyah gözlerine yönelerek dinlenir, sözlerini dinleyerek direniriz bu çağa. Bu çağa düşeriz kuyunun Yusuf’larıyla.

 

Artık, keskin bir bıçağa dönüşen bakışlarımızın ışıltısında kamaşıyor gözleri yarasaların. İnsanı merkeze koyduğumuz için uykusu kaçıyor insancıkların. Merhamet yüklü kollarımızla sarıyoruz yedi kıtayı. Cebelitarık’tan Atlantik’e yürüyor, geniş bir şeritte şiir şiir düşüyoruz Antartika’nın tam göbeğine. Yalnızlığımız sensizliğimizden kalabaklığımız senli oluşumuzdandır. Ellerimiz üşürse tutmadığın, kalbimiz ürperirse dokunmadığındandır ey! Değil mi ki Uhud’da, yaralarına Bedir sürülen Musaplar geçer içimizin sokaklarından ve yine değil mi bin Nesibe ağlar her kaldırımlarında bu şehrin, bize susmak intihar, durmak cinayet olur.

 

Topladığımız mahsulleri saklayarak azaltma değil, Yusuf gibi Kenan’a dağıtarak çoğaltma derdindeyiz. Hepimiz bir buğday başağı sırrındayız. Birimiz yedi, yedimiz yetmiş, yetmişimiz yedi yüzlük berekete hamile. Yedi yıl değil, yedi bin yıl sürecek kuraklığın sözleriyiz dünyada. Yakup kapımıza gönderir oğullarını, Kahire bizden bin bereket dilenir. İstanbul bizim rüzgârlarımızla doğrulur Marmara’da. Süleyman’la şehirler, Musa ile firavunlar fethinde yüreğimiz. İsa ile doğrulur, Meryem ile Kudüs’te secdelere gideriz. Bu gün Medine’ye dönüşmüşse bu yüreğimiz geldiğin, Mekke’ye bürünmüşse gittiğindendir. 

 

Şimdi, vakit şafağa en yakın zamandır leylim. Hürriyete sevdalı şehirlerde kalkar birazdan. Birazdan dilimizde saklı kelimeler çıldırır. Bizim adımız senin adınla aziz ey! Seni asrın yüzüne bir güneş gibi giydirme derdindeyiz. Bir ölümsüz hikâye yazmanın gayretinde tüm yetimlerin! Çin seddinden Türkiye’ye, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar yeryüzünün dört bir yanında adının Şehbal açması için kalktık ayağa. Sözlerini sözlerimize dokundur bir yağmur edasıyla. Yüreğimizi çelik tellerle kuşat, dizlerimizi sar vahyin kudretiyle ki kaybolmayalım, kaybolmayalım sevgili nefsimizin karanlığında.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI