Bugun...


Uğur Mamati

facebook-paylas
Savaş Çocukluğum Sizde mi ? / Uğur Mamati
Tarih: 27-12-2017 15:32:00 Güncelleme: 27-12-2017 15:40:00


       Sevinçlerinize, hayallerinize, mutluluğunuza  pusu kurmuş namlular ortasındasınız. Sığınakları sobeleyin çocuklar. Artık  sığınaklara  taşınmış  yaşam;  hızlı daha da hızlı  koşun çocuklar.  Namlulardan çıkan kahpe kurşunlar, gayesi  sizlerin ki kadar masum olmayan bir ebe.  Sağım solum sobe saklanmayan ölüme gebe!  Olabildiğince  kuytu  yerlere  saklanın  çocuklar. Hedefleri  minik  bedenleriniz  ve  sahildeki   kumdan  kaleleriniz. Belki de  fethedilmesi  en zor kale  sizlerin ki. Surlarınızı sağlamlaştırın  çocuklar.

    İnsanlık  öksüz, insanlık  yetim, insanlığın  yüz  karası  insanlık, insanlığı  kalmamış  insanlık.  Yetiş  ya  Muhammed  insanlık  elden  gitti gidiyor!  Sen  "İnsan kardeşi ile  çoktur, kuvvetlidir."  buyururken  burada  kurşunlar  minik  gövdeleri  sobeliyor.  Toprak  kan ağlıyor, gökyüzü  mahzun, kara bulutlar hüzün yüklü. Nisan  yağmurları  mayıs  çiçeklerini  getirmiyor artık. Yetiş  ya Rasûl insanlık  elden  gitti  gidiyor! Kâinatın  tacını  giyse  kaç  yazar  insan, insanlık giysisini  giymediği  vakit  yine  çıplak yine  çıplak... Cahiliye de  minik bedenlere  beşik  olan  toprak şimdilerde  minik  bedenlerin  kanları  ile  sulanıyor, kan ağlıyor. Yetiş ya  Muhammed  insanlık  elden  gitti  gidiyor! 

  Oysa  hangi  din, dil, ırk, renk olursa olsun  aşk demekti  çocuk.  Masumiyetti, mutluluktu, saflıktı  İslamiyet'in  sancağı  altında.  Şimdilerde  ise  savaşın  gölgesinde  kalan, annesiz, babasız, umutsuz, şekersiz, çikolatasız, hayalsiz, korkuları ile yaşamaya hatta büyümeye mahkum kalandır. Savaşın  ortasında  hayatla  savaşan  minik  yüreklerdir  onlar. 

Ben  bir  savaş  çocuğuyum  dünyanın  herhangi  bir  yerindeAcının   gönülsüz  hamalıyım. Ölüm  oyun  arkadaşım benim . Açlık  kol  koladır benimle. Sahi  ben  çocuktum  değil mi?  Mutluluğumdu  çayırlarda  kelebek  kovalamak.  Hüznümdü  tahta  askerimi  bulamamak. Ve sonsuzluğumdu  hayatla  evcilik  oynamak.  Ta ki  savaşın  gölgesinde  kalana dek.  Çocuktum  ben de  rüyalarım  çalınmadan  önce.  İlk  rüyamı  görmeden, henüz  yürümeyi  dahi  öğrenemeden, annemin  sıcak  kucağında  ölümü, ızdırabı  öğrettiler  bana.  Çocuktum  oyun  arkadaşımdı  ölüm;  oyuncağımdı  tanklar, namlular.  Yetişkin  gibi  davranmak  zorunda  kalan  bir  çocuktum  işte. Doktorun  iğnesi  değildi  feryatlarımın,  korku  dolu  bakışlarımın  sebebi. Bir  iğnenin küçük ucu  değildi  vücudumu  zedeleyen...  Minik  bedenim  vahşeti  kusan  silahların  deneme  tahtasıyken  annemin  yüreğini  parçalayan dudaklarımdan dökülen şu sözlerimdi:  Çocukları  küçük  kurşunla  öldürürler  değil mi  anne?  O  zaman  canım  daha az yanar değil mi?  

  Ben  bir  savaş  çocuğuyum  dünyanın  herhangi  bir  yerinde, canice  öldürülen  Müslüman savaş  çocuğuyum. Kırlarda  değildi  benim  koşmalarım, oyunlarım.  Ben  meleklere  koşarım, siz dünyadakilerin  ayıbını  yüzüne  vurarak. Koşarım Rabbe,  zulme  lanet  okuyarak.          

 Söylesene  anne  cennette  çocuklara  çikolatalı  sütte  verirler  mi ? Söyle  anne  söyle... Anne  aciz, anne  perişan, anne yıkılmış, anne, anne, anne...     

 Kim  bilir  belki de  dünyada  her şeyin  farkında  olan  o  küçücük  kalplerdi.  Diğerleri  ise kalpsiz,  insanlık  vasfından  yoksun. Kral çıplak!  Her  savaşta  her  kavgada  önce  masumlar  ölür  ya  hani  bu  minik  bedenler  içinde  çocuklukları  ölür  bir yerlerde. Çocuklukları  savaşa  gitmiş  yetişkin  olurlar. Çalarlar  savaşın  kapısını,  "Tık tık tık. Savaş  çocukluğum sizde mi?"  Bir  anne  yüreği  parçalanarak  sarar  yavrusunun yaralarını. Bir  baba  ölümüne  saklar  oğlunu, kızını. Yapılan  her şeyi  bir  masal, oyun  gibi  sunar  yavrusunun  önüne." Korkma  çocuğum  dışarıda büyüklerin  savaşçılık  oynuyor   ve  yalnızca  sokakları  kırmızıya  boyuyorlar."  Babasının  götürülüşü, ölümü bile  oyunun  bir  parçasıdır.  Hangi  oyun  ona  babasını  geri  verir ki?

 Tık tık tık. Savaş  babam  sizde mi?                                         

 Misafirliğin  kısa  olanı  makbuldü  hani  savaş. Ne  çok  misafir  aldın  benden. Annemi, babamı, kardeşlerimi, kuramadığım  hayallerimi, çocukluğumu  aldın.  Bu  kadar  misafirlik  yeter  savaş  geri  gönder  sevdiklerimi. 

 Ben  bir  savaş  çocuğuyum.  Çöle  düşen  bedevi  misali  savaş  ortasındaki  çocukluğum. İnsanlığın  serabına  aldanan, insanlığa susamış ve  insanlığa hasret. Bir  bahtsız  bedeviyim  seraplara  aldanan. Ve siz  insanlık  giysisinden  yoksun  çıplak  krallar,  savaşların  hükümdarı  olduğunu  sananlar. Sizlerde  o  çöldeki  serap  misalisiniz. Varsınız  ama  yoksunuz  aslında! 

 Ben  bir  savaş  çocuğuyum.  Tank  uçlarına  kurulu  salıncağım. Zafer  çığlıklarını  sapanındaki  taşla  masum  bir  kuşu  yaraladığı  için değil de düşmana  isabet  ettirdiği  için atan bir  çocuğum. Ölüm  kundağına  sarılı  doğmuşum. 

 Söylesene  anne  Paris  sokaklarında  doğmamak  mı  suçum?  Müslüman  olmasaydık  yine  öldürürler miydi bizi? Çalarlar  mıydı  yine  hayallerimi,  çocukluğumu?   Söyle  anne  söyle...  

  Savaşın  neden  çıktığını  anlayacak  kadar  büyümeden  taze  çiçeğini  koparıyorlar  anne. Büyümek  sihirli  bir  olguymuş  Paris  sokaklarında  ki  çocuklar  için. Büyüyünce  doktor, öğretmen  olacaklarmış onlar. Ben  büyümek  istemiyorum   anne. Sizin   oyuncaklarınız  çok  can  acıtıyor. Oyunlarınızın  sonu  ölüm, kan, gözyaşı, hüsran... Büyümek doktor  olmak  buysa ben  büyümek istemiyorum  anne.  

  Siz  İslam'ın  aciz  ümmeti  en  az  sizler de çıplak  krallar  kadar  çıplaksınız. İnsan  neyse  o  olmayı reddeder  ibaresinin  tescilli  örneklerisiniz. 

  Evet  sana,  bana tüm  sessiz  kalışlara bu  çağrı. Biz  aciz  ümmet,  hayatın  kiracısı  olduğunu  unutan  ve  sahibiymiş  gibi  davranan... Yetiş  ya  Muhammed  ümmetin de  elden  gitti  gidiyor!  Kelebeğin  kanatları  baharı müjdelemiyor  artık  üzerinde  barut  tozları. Çiçeklerin  kokusu  mis  gibi  değil  de taze  kan  kokusu. Yetiş ya  Nebi  3  yaşında  şehit  olan  minik  yürek  Allah'a  her  şeyi  söyleyeceğim  diyerek  uçarken  cennete  ümmetin  hâlâ  sağır hâlâ   dilsiz...

  Ben  bir  savaş  çocuğuyum  Ey  Nebi!  Ümmetin  sessiz, ümmetinde  çıplak  krallardan.  Sen  yetiş  ki  nasıl  sildiysen  gözyaşlarını  annelerin   nasıl kurtardıysan  minik  bedenleri  toprağın kucağından, bizim  annelerimizin de gözyaşlarına  mendil  ol.  Kurşunlardan  kurtar  minik  gövdelerimizi. Sen  yetiş  Ya  Rasûl ümmetin  çok  gecikti  Sen  yetiş!

 Ben  bir  savaş  çocuğuyum  işte. Kefensiz  bir  cenaze  çırılçıplak  ortada,  garanti  yok  sen  gibi  faniye  sigortada..

 

Vesselâm...





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI