Bugun...
SON DAKİKA

İktidarın Ruhu, Kutsal İnsan ve Direnişin Kutsalığı

 Tarih: 13-02-2019 09:37:00  -   Güncelleme: 13-02-2019 10:23:00
Yakup Emrah

Antik Çağ ve Modern Zamanlarda İktidar

Tarih aslında düz bir şerittir. Dün, bugün ve yarın yoktur. Bizler bazen tarihin ilk günlerini yaşamaktayız. Değişen sadece simalardır. Aşklar, kinler, savaşlar, barışlar, hırslar vs. hepsi ilk günkü varlığını da korumaktadır. 

 

Sümerlerde çığ gibi başlayan kentleşme serüveni aslında bugüne değin gelen bir sürecin adıdır. Sapiens'in Yazarı Yuval Noah Harari'nin de dediği gibi, "Sümerler yazıyı bulmamış olsaydı biz bugün Twit atamıyor olacaktık." Yine Aşağı Mezopotamya'da kültür, hikmet ve felsefe geleneği yaşanmamış olsaydı, Thales Antik Yunan'da felsefeden bahsedemeyecekti.  Akad Kralı Sargon Tanrı-Kral anlayışı ile sömürgeciliği başlatmasaydı Emperyalizm belki binlerce sene gecikecekti. 

 

Dahası, MÖ. 2000'li yıllarda Yaşayan Babil ve Asur güçleri bugün Londra ve Washington'u andırmaktadır. Babil; dönemi felsefe, simya, büyü, edebiyatı bir yana bütün bir Mezopotamya'yı fiziksel olarakta ele geçirmiştir ki, biz hala o büyük medeniyetinin kalıntılarını incelemekteyiz ve bize modern dünyaya etki edecek yeni bulgular vermektedir. Örneğin; Antik Yunanlıların keşfettiği sanılan tarihten yaklaşık bin yıl önce, Babillilerin günümüzdekinden bile daha gelişkin seviyede Trigonometri bildiği ortaya çıkmıştı. 

 

Asur Hegemonyası ise ilkel kapitalist kültürün başlangıcıdır diyebiliriz. İlk tartı, muhasebe, kredi gibi kapitalist özelliği taşıyan bir çok yeni kavramı kendileri üretmiştir. Mesela Persler ise bugün ki; Küreselleşmenin ilk adımlarını atmışlardır. Anlatmaya çalıştığımız şey Tarih; diyalektik bir biçimde günümüze kadar bizi çepeçevre kuşatmıştır. Tarih; Şeriati'nin de ifade ettiği gibi zindanlarımızdan bir zindandır. Ve Tarih ise sürekli gücü, otoriteyi, savaşları görebilmiştir. Çünkü, Tarihi yazanlar yine gücün ve otoritenin  gölgesinde yazmışlardır. 

 

Bahsettiğimiz şey, Antik Uygarlıkların (Akad, Babil, Asur, Pers)  güç, iktidar ve uygarlık gerçekliğini aslında modern zamanda değişmeyen bir ruh olarak yeni bir bedene girdiğidir. Hamburabi'nin yasaları ile Amerika yasaları arasında hiç bir fark yoktur.

 

Çünkü, Mihail Aleksandroviç Bakunin’in dediği gibi; "Hukuk iktidarların fahişesidir." Hukuku yaratan erk ise İktidarın ta kendisidir. Yine Kendi ölçeğinde ki Asur'un Mezopotamya'da ki köleci Faşizmi ile Hitlerin modern Faşizmi arasında hiçbir fark yoktur. Faşizm modern bir ideoloji biçimi değil tanımı ile çağları dolaşan "kötü bir ruh ve zihin durumudur". 
Gariptir belki ama o günün firavunları bugün ki zalimlerden daha merhametliydi...


Tarihte kaydedilmiş ilk grev, belki de çağdaş işçi sınıfının ilk biçimlerini (prototiplerini) oluşturan kişilerce, günümüzden yaklaşık 3200 yıl önce eski Mısır’da piramitlerin yapımı sırasında ortaya çıktı.
Yaygın kanıya göre, piramitler köleler tarafından yapıldı ve inşaatın tamamlanmasının ardından, piramidin sırlarının başkaları tarafından öğrenilmesini önlemek amacıyla, bu köleler öldürüldü.


Genellikle zannedildiğinin aksine, eski Mısır’ın piramitlerini köleler değil, vasıflı zanaatkarlar inşa etti. Büyük kaya bloklarının taşınmasında çok sayıda köylünün zorla çalıştırılmış olma olasılığı yüksektir.

Ancak işi esas yapanlar bu özgür zanaatkarlardı. Bu kişiler taş evlerden oluşan özel köylerde yaşıyordu ve kendilerine, yaklaşık on kişilik bir aileyi geçindirebilecek miktarda tahıl, yağ ve balık veriliyordu. Aldıkları ücret, o dönemde ortalama bir tarım işçisinin aldığı ücretin yaklaşık üç katıydı.


Bu kişiler piramit yapımındaki günlük çalışmalarının sonrasında kendi özel işlerini de yapabiliyorlardı ve aralarında bazıları okuma yazma bile biliyordu. Ancak bu zanaatkarlar tümüyle özgür de değildi; çalışma yükümlülükleri vardı. Onların çalışmasını yöneten kişilerin keyfi davranışları da oluyordu.


Bu zanaatkarlar, çağdaş anlamda bir işçi sınıfı oluşturmamakla birlikte, belirli bir ücret karşılığında işgücünü satan ve kamuya ait bir işyerinde ücret karşılığında çalışan işçilerdi.


Bu zanaatkarlar, milattan önce 1170 yılında kendilerine ücret olarak verilen yiyeceklerin dağıtılması gecikip aileleri açlıkla karşı karşıya kalınca, eşlerinin de desteğiyle işi durdurdular. (Chris Harman, A People’s History of the World, Verso Pub., Londra, 2008, s.37) Bilinen ilk grev bu eylem.

 

Bir direniş yöntemi olan grevin 21. yüzyılda yapıl(a)maması fazla söze gerek bırakmıyor sanırım. 

 

Devam Edecek...

  Bu yazı 674 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • SON YORUMLANAN HABERLER
  • SON YORUMLANAN VİDEOLAR
YUKARI