Bugun...


Yusuf Yavuzyılmaz

facebook-paylas
Cumhuriyet Dönemi Seçkincilik
Tarih: 05-10-2018 20:26:00 Güncelleme: 05-10-2018 20:40:00


 

    Hiç kuşku yok ki, bütün toplumsal dönüşümler ve devrimler, öncü bir elit kadronun mücadelesiyle şekillenir. Toplumsal dönüşüm ve devrim başarıldıktan sonra ortaya çıkan ve çözülmesi gereken ilk ve en önemli sorun, bu devrimi yürütecek kadroların nasıl yetiştirileceği sorunudur. Kuşkusuz, yapılan devrimi yerleştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak bir yandan ideolojiye diğer yandan bu ideolojiye sarsılmaz bağlarla bağlı elitlere ihtiyaç duyar.

Aslında Cumhuriyetin kuruluş döneminin başlangıcında toplumsal çeşitliliğin yönetime yansıdığı bir dönem olmuştur. 23 Nisan 1920 de açılan TBMM, bu ülkenin çoğulculuğunu ve kültürel birikimini yansıtan bir özelliğe sahiptir. Daha sonra bu meclisin çoğulculuğu büyük ölçüde budanmış ve dindarlar için olumsuz anılarla dolu Tek Parti Dönemi başlamıştır. Dindarların zihninde birinci Meclis daima olumlu hatırlanır. Özellikle 1924 darbesinden sonra meclis yeniden dizayn edilir. Zaten Türk modernleşmesinde elitizm büyük ölçüde 1924 sonrasında sahiplenilen ve uygulanan felsefe ile ilintilidir.

1924 yılından itibaren yoğun olarak yaşanmaya başlayan Cumhuriyet dönemi elitizminin köşe taşlarını şöyle sıralayabiliriz:

1-Siyasi anlamda elitizm: 1924 siyasal operasyonuyla TBMM'nin daha önceki çoğulcu yapısının ortadan kaldırılması ve muhafazakarların tavsiyesi. (Mehmet Akif örneği)

2- Eğitim anlamında elitizm: 1930 Üniversite Reformu ile Darul- Fünun kapatılarak, İslami geleneğe mensup alimlerin tasviyesi ve daha sonra kurulan Köy Enstitüleri. Cumhuriyet elitizminin eğitim alanında kurumlaşmasını sağlamaya çalışan kız enstitüleri de elitizmin eğitim alanındaki sacayaklarından biridir.

3- Kültürel anlamda: Halkevleri, Türk Ocakları.

4- İdeolojik anlamda: Türk milliyetçiliği etrafında oluşan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu.

5- Müzik anlamında klasik batı müziği.

6- Giyim anlamında modern giyim (Özellikle bayan giyimi üzerinden yürütülmüştür.

7- Mekan anlamında: Cumhuriyet elitizminin mekan politikası da seküler özellikleriyle öne çıkar. Cumhuriyet mekan ve kent tasarımında öne çıkan yapılar Halkevleri, İstasyonlar, Park ve meydanlardır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra merkezinde İslam'ın olmadığı yeni bir tarih anlayışına ihtiyaç olmuştur. Türk ulusalcıları bu eksikliği, İslam ve Osmanlı tarihini bilinçli bir tercihle ihmal ederek, İslamiyet öncesi Türk tarihinde aramaya başlamışlardır. Kuşkusuz bu çaba İslamiyet’in etkisini azaltmaya ve yeni bir tarih anlayışı yaratmaya dönük elitist bir anlayıştan besleniyordu.

Batı tipi modernleşme çabalarının en önemli açmazı elitler ile halk arasında ortaya çıkan uçurumdu. Cumhuriyeti inşa eden elitlerin savunduğu pozitivist-materyalist laikçi anlayışla toplumla anlamlı bir bağlantı kurmaları imkansızdı. Onların söylediklerinin orijinalini zaten Fransız pozitivistleri söylüyordu. Halk Fransızları değil de taklitlerini neden dinlesin? Sorusu, meşru ve cevaplanması gereken bir soruydu.

Cumhuriyetin kurucu elitlerinin laiklik politikası altında yapılan uygulamaları, dini tamamen cahil din adamlarının ve tasavvuf adı altında aslından uzaklaşmış ve birer menfaat ocağı haline getiren kurumların kucağına itmiştir. Milliyetçi ve laik olan kurucu elitlerin din politikası samimi değildi; onlar geleneği eleştirerek dini asıl kaynaklarına döndürmeye çalışan bir zihniyetin izleyicisi değillerdi. Tam tersine dini resmi alanlarda okullarda tamamen yasaklayarak cahil kitlenin eline terk ettiler. Çünkü bu din kimseye cazip gelmeyecek bir dindi. Böylece dinle yürüttükleri mücadeleyi meşrulaştıracaklardı.

Erken Cumhuriyet döneminin temel sorunlarından biri dinin devlet ve toplum hayatındaki yeri ile ilgilidir. Cumhuriyetin kurucu elitleri, aldıkları pozitivist eğitimin etkisiyle, dini, geri kalmışlığın temel nedeni sayıyorlardı. Dönemin İslamcılarıyla aralarındaki temel fark, dinin yozlaşmasının değil, bizzat kendisinin sorun oluşturduğu inancı idi. Bunun için dini ihya etmek yoluna gitmediler. Bunun yerine dini devlet hayatından tamamen toplum hayatından ise olabildiğince uzağa itmeye gayret ettiler. Toplum ve devlet arasındaki kutuplaşmayı besleyen en önemli sorun budur. 

Fransız düşünürlerden biri olan ve pozitivizmi çok iyi bilen Garaudy, Türk modernleşmesi hakkında şu analizi yapmaktadır: "Mustafa Kemal, 1924'te halifeliği kaldırdı. Batı'nın, özellikle de Fransız ideolojisinin derin tesiri altında, Türkiye'yi, Auguste Comte'un pozitivizm ilkelerine ve Leon Bourgeois'in "radikal sosyalizmine" göre inşa etmek istedi. Bu ülkenin Müslüman geleneğine tamamen yabancı böyle bir sistemi "olduğu gibi alıp uygulamak" ancak askerî ve polisiye bir diktatörlük "kurarak" gerçekleştirilebilirdi. Onun için, "giyim" gibi son derecede önemsiz meseleler üzerinde bile, rejimle temel bir çatışma ortaya çıkıyor" (Garaudy, Hatıralar, Hece yayınları, s. 355.)

Cumhuriyet modernleşmesi uygulamaya koyduğu "Türk milliyetçiliği "tezinde Osmanlı'yı paranteze aldı. Çünkü Osmanlı onların gözünde dindi. Din ise benimsedikleri pozitivizm anlayışına göre, insanlığın ilerlemesinin önündeki en büyük engeldi. Bu yüzden dini devlet hayatından tamamen, toplum hayatından ise olabildiğince uzaklaştırmak istediler. Eğitim de Köy Enstitüleri, Dini eğitimin dışına çıkarma çabaları, Halkevleri hep bu çabanın sonucu olarak ortaya çıktılar. Tüm bu kurumlar zamanla tasfiye oldu. Çünkü toplumsal zeminde anlamlı bir karşılıkları yoktu. Bu dönemin zulmünü aklamak için muhafazakar dindarların elinde "Balıkesir Hutbesi", "Elmalılı Hamdi Yazır'a bir verilen tefsir görevi ve Mehmet Akif"e yüklenen meal kaldı. " 
İbadet dilinin Türkçeleştirilmesinden (laikleşmesinden) endişe eden Mehmet Akif, yazdığı mealin sorumluluğunu almamak için bize kadar ulaşmasını engelledi.

Şunu unutmamak gerekir ki, Kemalizm devlet kurmuş, milliyetçilik ve laiklik üzerinden kurumlaşmış; İslam’ı devlet hayatından tamamen özel hayattan ise olabildiğince uzaklaştırmaya çalışan, bilimi pozitivist bir okuma ile "hayatta en hakiki mürşit bilimdir." anlayışıyla kabul eden modern bir ideolojidir. Bilindiği gibi mürşit dini literatürde kişiyi hakikate ulaşmasında rehberlik eden, yol gösteren önderdir. Pozitivizm bu önderliği dinden alıp bilime vermiştir. Nitekim pozitivizmin kurucu düşünürü olan A.Comte, bilimin egemen olacağı pozitif çağda din gerileyecek ve tümüyle ortadan kalkacaktır. A.Comte'un eserine "Pozitivizmin İlmihali "adını verdiğini unutmayalım. Cumhuriyet elitinin en büyük açmazı dine pozitivizm açısından yaklaşmaları idi.

Cumhuriyetin erken dönemindeki (Tek Parti Donemi) din ve din eğitimi uygulamaları pozitivizm olmadan anlamlandırılamaz. Dönemin ruhunu en iyi yaşayan motto şudur: " Hayatta en önemli mürşit, ilimdir, fendir. Bu durum, cumhuriyet elitizminde dinin yerinin olmadığını göstermektedir.

Bütün elitist anlayışların toplumsal travma yaratma riski çok yüksektir. Baskı ile toplumu değiştirmeye çalışmak ikiyüzlü insanların çoğalmasına yol açar. Cumhuriyet modernleşmesi boyunca dindarlar, uygulanan maddi ve manevi baskıdan dolayı ( gerici, mürteci, vs.) hep ikili bir dil kullanmak zorunda bırakıldılar. Dinlerini, inançlarını, kültürlerini yaşamak ile devlet arasına sıkışan kitleler zihinsel bölünmeye uğradılar. Zamanla bu durum kişilik bölünmesine yol açtı.Bu durum zamanla resmi ideoloji dışında kalan Aleviler, Sünniler ve Kürtler arasında hakim duruma geldi. Asıl düşüncelerini dillendiremeyen, dillendirmekten çekinen kitleler benimsemedikleri bir görüşü benimser gibi davrandılar, davranmak zorunda kaldılar. Türkiye’nin yaşadığı temel trajedi budur.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI