Bugun...


Yusuf Yavuzyılmaz

facebook-paylas
DİNİ GÜNCELLEME TARTIŞMALARI / Yusuf Yavuzyılmaz
Tarih: 15-03-2018 15:33:00 Güncelleme: 15-03-2018 15:33:00


İçtihat, dinin fıkıh anlamında sürekli güncellenmesini gerekli kılar. Günümüzün sorunlarını kuşatmayan, onlara çözüm üretmeyen bir dini anlayışın yaşamasına imkan yoktur. Bugün yüzyıllarca evvel farklı toplumsal anlayışlara uygun olarak üretilen bir fıkıh mantalitesiyle hayatı sürdürmek mümkün değildir. Eski içtihatları bütün zamanlar için geçerli saymak mümkün değildir. 
Sürekli arkaya bakarak sağlıklı yürümek mümkün değildir.

Hz. Peygamberin içtihatta isabet edene iki, yanılama bir sevap vardır " ilkesini iyi anlamak gerekmez mi? Aziz Peygamber yanılanı susturun, hakaret edin, hapse atın demiyor. Her ne pahasına olursa olsun dini hayata bağlayan içtihat faaliyetinin sürekliliğini vurguluyor.

Dini güncelleme konusundaki sorun şurada yatıyor galiba: Dini modern dünyaya uygun bir söyleme mi dönüştürmek istiyoruz, yoksa din adına ortaya çıkan yanlış davranış ve yorumlarla mücadele mi etmek istiyoruz? 
Daha avamca anlatımı şu: Bu çaba da hayatımızı sahih dine uydurma niyetiyle mi yoksa yaşadığımız hayatı din üzerinden meşrulaştırmayı mı amaçlıyoruz?
Dinin sabit temel değerlerini hayata hakim kılmak ve dini kirlenmiş geleneğin etkisinden kurtarmaya dönük her çaba meşrudur.

“Dinin güncellenmesi " etrafında dönen tartışmanın bir yönü de dille ilgili. Dile aşırı bağlılık, literal okuma, anlamı perdelemek gibi bir karaktere bürünebilir. Öte yandan sağlıklı düşünce ancak doğru kavramlarla yapılır. 
“Kavramların kelime anlamını yoksa cümle içinde kazandıkları işaret ettikleri anlamı mı belirleyici olmalıdır?” konusu ayrı bir tartışma konusudur.

Kuşkusuz din üzerinden üretilen hiçbir beşeri yorum dini kuşatamaz. Bu yüzden konumu ve bilgisi ne olursa olsun insan tarafından üretilen hiçbir yorum mutlak değildir. Hiçbir ilim adamı da yanılmaz değildir. Her metin insanı Kur'an'a yaklaştırdığı tanıştırdığı oranda değerlidir. Aracı metinleri Kuranlar eşitlememek gerekir. Kur’an’ın temel değerleri ebedidir ve kıyamete kadar değişim çabalarının dışındadır.

Bazı kesimler Erdoğan’ın dillendirdiği dinin güncelleştirilmesi düşüncesi ile Atatürk’ün din anlayışı arasında bir benzerlik yoktur. Atatürk'ün düşünce sistemi ve uygulamaları dikkatle incelenirse, ana amacının bilimin öncülüğünde, milliyetçi ve laik bir toplum yaratma projesi olduğu görülecektir. Atatürk'ün İslam’ın güncellenmesi diye bir projesi yoktur. Bu iddia olmayan bir şeyi eklemek olur. Atatürk, İslami değerleri devlet hayatından tümüyle, gündelik hayattan da olabildiğince uzakta tutmayı hedeflemişti. Ölümüne kadar da bu projeye sadık kaldı. Bu nedenle Atatürk'ün projesini İslam’ın güncellemesi olduğunu savunmak sadece zorlama değil, doğruluk değeri hiç olmayan, tarihsel verilere aykırı bir değerlendirmedir. Doğru bilgi yoksa doğru değerlendirme mümkün değildir.

İlim adamları ve aydınlar ürettikleri düşüncelerle yöneticilere yol göstermeleri gerekir. Son tartışmalar siyasi erkin ilmin namusunu korumaları gereken sınıftan çok daha ileri düzeyde olduğunu gösteriyor.

Benim anladığım kadarıyla Erdoğan gelenek ile yenileşme arasında bir noktada duruyor. Dahası saf gelenekçiler de saf yenilikçiler de beklediklerini bulamayacaklar. Erdoğan, bir taraftan gelenekçi Necip Fazıl, diğer taraftan yenilikçi Mehmet Akif, bir taraftan da siyasal anlamda İslamcı II. Abdülhamit'e yaslanmaktadır. Erdoğan'ın yaslanmadığı tek gelenek, Tek Parti pratiği olan ve Menderes'e karşı uygulanan militarist yöntemden başlayarak siyaseti domine eden Kemalist / elitist/ müdahaleci/ militarist modernleşmeci gelenektir.

"İslam anlayışımızın güncellenmesi gerekir." dedi Cumhurbaşkanı. Başka türlü olması mümkün mü? Güncellenmeyen, aktüel sorunlara çözüm üretmeyen bir dinin, yaşayan bir din olması mümkün değildir. Cumhurbaşkanının çıkışı yerindedir. Sakıncası devlet tarafından güncellenen yorumu dışındaki yorumların gayrı meşru kabul edilip mahkum edilmesi tehlikesidir. Bu tutum farklı yenilik çabaları ve arayışları önünde engel oluşturabilir.

Teorik olarak İslam düşüncesinin Kur'an çerçevesinde yeniden yorumlanmasına düşünenlerin etkisizliğinin bir nedeni de, bu düşünceyi savunanların önemli bir kısmının İslam ahlakına olan uzaklıklarıdır. 
Kendisi dışındaki herkesi suçlayan bu kesim, kendisini hakikatin yerine koyuyor. 
Kibirliler ve saygısızlar.  Aşağılayıcı, dışlayıcı konuşuyorlar. Bu yüzden güvenilirlikleri oldukça düşüktür.

Kuşkusuz İslam’ın güncellenmesi" ifadesi yerine " İslam düşüncesinin güncellenmesi " tabirinin daha iyi olacağı yönündeki yorumlara katılıyorum. Birincisi reform, ikincisi ihyadır çünkü. Ancak kelimeler üzerindeki tartışmaya takılıp kalmamak gerekmektedir. İslam düşüncesinin yenileşmeye olan ihtiyacı açıktır.

“Dini söylemi devletin tekeline alıp, devlet tarafından yapılan bir din yorumun meşru kabul edilmesi dinin özüne uygun mudur?” sorusu tartışmaya değer bir sorudur. Nihayet devlet tarafından yapılan yorum da içine insani anlayışın girdiği hata ihtimali olan bir yorumdur. Konumu, bilgisi ne olursa olsun hiçbir kimsenin din yorumu mutlaklaştırılamayacağı gibi, özellikle devlet tarafından yapılan yorum da mutlaklaştırılamaz. İmam Malik "Muvatta "adlı hukuk kitabının devletin meşru fetva kitabı olarak kabul edilmesi teklifini reddettiğini hatırlayalım. İslam tarihinin en büyük hukukçularından olan Ebu Hanife'nin devlette görev kabul etmediğini de. Peki bu büyük imamların endişesi ne idi? Ana sorun şudur: Devleti de içine alan bir fıkıh mı(hukuk), yoksa devletin oluşturduğu bir fıkıh mı?

Erdoğan'ın dinin güncelleştirilmesi konusundaki görüşünü temelĺendirirken beslendiği en büyük damar, İstiklal Marşı yazarı Mehmet Akif'e dayanıyor. Akif ilk İslamcı neslin önderlerinden olan Afgani ve Abduh' a büyük bir hayranlık duyuyordu. Devasa eseri Safahat'ta, amacının onları izlemek, onlar gibi bir değişim olduğunu söyler. Bilindiği gibi Afgani ve Abduh, İslam düşüncesinin içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için;
1- Kur 'an ve Sünnete dönüşü, 

2- Cihat ruhunun uyandırılmasını,

3- İçtihat kapısının açılmasını, 

4- Tasavvuf gibi akımların oluşturduğu pasifizmin ortadan kaldırılmasını, 

5- Geleneğin etkisiyle bozulmuş kavramların yeniden tanımlanmasını,

 6- İslam dünyasının sömürgeci güçlerden arındırılmasını savunuyorlardı. 
Erdoğan 'da bu tezlerin savunucusu olan Mehmet Akifi'n izleyicisidir. Akif'in temel düşüncelerini devasa eseri Safahat' tan okuyabilirsiniz.  Akif, Anadolu'da yaşanan dindarlığın Allah ve Peygamber anlayışının bozulduğunu; kader, tevekkül, kadın konusunda ise geleneğin köhneliğine mahkum olduğunu söyler. Tasavvuf düşüncesi mi ise kökten eleştirir.  Akif'in okuyun Erdoğan'ı bulursunuz.

Akif, bu topraklarda yaşayan İslam’ın yenileşmesi ve Kur’an ve Sünnet temelinde yeniden ihya edilmesi gerektiğini savunuyordu.

 




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI