Bugun...


Yusuf Yavuzyılmaz

facebook-paylas
İslamcı Feminizm: Olmayacak Duaya Amin!
Tarih: 18-07-2018 14:52:00 Güncelleme: 18-07-2018 14:57:00


"Kadınlar bilirim ülkeme ait 

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

      Göğüsleri Çukurova gibi mümbit

Dağ gibi otururlar evlerinde 

Limanlar gemileri nasıl beklerse

                                               Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi."

                                                                                              Erdem Beyazıt

Son zamanlarda feminizm etrafında dönen tartışmalar, İslamcı feminizm kavramını da gündeme getirdi. Burada temel sorun “Kur’an bir feminist harekete kaynaklık edebilir mi?” sorusudur. İslamcı feministlerin neyi talep ettikleri de önemli bir diğer tartışma konusudur. İslamcı feministlerin, Batı’da bir ideoloji olarak ortaya çıkan feminizmin temel varsayımları temelinde bir ideoloji mi oluşturmak istiyorlar, yoksa geleneksel kadın algısını Kur’an ve Sünnet çerçevesinde yeniden tanımlama çabasını mı öne çıkarmaya çalıştıkları açık değildir. Diğer yandan, İslamcı feministlerin, Kur'an ve Hz. Peygamberin pratiğinin kadın konusunda çizdiği sınırlara razı mıdır?" sorusu, kadın haklarını anlamlı bir zemine oturtmak için sorulacak ilk sorudur

Konuyu özgürlük bağlamında ele almak kuşkusuz önemlidir. Ancak bu durumda özgürlüğü hangi paradigma içinde algıladığımız önem kazanmaktadır. Batılı anlamda özgür kadın, Tanrı’ya ve eşine karşı bağımsızlığını kazanmış bir kişilik olarak öne çıkmaktadır. Bu durumda din ve geleneğin kendilerine çizdiği sınırları aşma eğilimi feminizmin temel tezidir. Oysa İslami özgürlük, kişinin Allah’a koşulsuz bağlılığı ile gerçekleşmektedir.

İslamcı feministlerin kimi örnek alacakları konusu da önemlidir. İslamcı feminist kadınların örneği Hz. Aişe ve Hz. Fatıma olamayacağı açıktır. Bu isimler fedakar bir eş, iyi bir anne, Allah yolunda mücadeleyi amaç edinmiş iyi bir mümin idiler. Asla eşlerine karşı bir özgürlük savaşımı tasarımına sahip değildiler. Modern feminizmin ürettiği ve kadını tanımladığı değerlerle bu isimlerin hiçbir benzerliği yoktur.

            Feminizme paralel olarak gelişen “İslamcı feminizm kavramı ve bu eksende yapılan çalışmalar ilginç bir tutumun dışa vurmasına neden oldu. Burada Kur’an ve Sünnete dönüp oradan Kadın anlayışı yaratmak neredeyse ikinci planda kaldı. Bunun yerine Batılı kavramlar üzerinden kadın haklarını savunmak öne çıktı.

Kadınların İslam açısından ideal tipleri kimlerdir? Sorusu da bir hayli öneli bir sorudur. Hz. Peygamberin kendisi, aile hayatı, hanımlarında bizim için örneklik yok mu? İslamcı feminist kadınların örnekliği kim? 
Güç, özgürlük derken neyi anlıyorlar? Güçlü kadın kimdir? Bu sorular anlamlı bir şekilde analiz edip cevaplandırılmalıdır.

İslamcı feministlerin de savunduğu “Güçlü kadın” tasavvuru, çoğunlukla oryantalist bir arka plana dayanıyor. Asıl soru su; Kadın hangi değerleri temel alarak kime karşı güçlü olacak. Güçlü kadın imgesi, kadını erkeğin karşısına bir güç merkezi olarak tanımlıyor. Oysa evlilik bir güç savaşı değildir. Evlilik, kadının erkeği esir alması değildir. Kadın ve erkek birbirinin sığınağıdır, yurdudur, limanıdır; sığınacağı en güvenlikli yerdir.

 

Ne Yazık Ki Feminizm, Erkek Aleyhine İşleyen Bir Sürece Dönüştü.

 

Ne yazık ki, feminizm, erkek aleyhine işleyen bir sürece dönüştü. Evliliğin sona erdirilmesinde erkeğe çok daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Erkek, mutsuz olmasına karşın çeşitli etkenlerle sorunlu evliliğini sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. “Bir dakika bile bu kadınla durmam; ama çocuğumu düşünüyorum" düşüncesiyle sürdürülen evliliğin nasıl bir azap olduğunu tasavvur edebiliyor musunuz?


            Kadın erkek ilişkilerinin niteliği üzerinde düşünmek gerekir. " Evliliği düzenleyecek ve sürdürecek temel ilkeler nelerdir" sorusu önemlidir. Evlilik çeşitli araçların kullanıldığı bir savaş alanı değildir.

 

Modern yaşam, evliliği kadın ve erkek arasında güç paylaşımı, sonrasında ekonomik çıkarların şekillendirdiği bir rekabette sürüklemiştir. Ne yazık ki kadın da erkek de inandıkları dinin kendilerine çizdiği sınıra riayet etmiyorlar. 
Kur'an eşleri birbirinin örtüsü olarak nitelendirir; birbirinin rakibi değil.


"Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi mümbit

Dağ gibi otururlar evlerinde 

Limanlar gemileri nasıl beklerse

 Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi."


            Erdem Beyazıt'ın çizdiği tasavvufa bir bakın, bir de modern evliliklerin yapaylığına. Burada "liman" metaforu önemlidir. Liman gemilerin tehlike anında sığınacağı yerdir. Kadın, erkeğinin limanı olmalı. Sakinleştiren, koruyan, tehlikeler karşısında sakinleştiren bir huzur adası. Evlilik rahmettir, berekettir; ilahi sevginin beşeri karşılığıdır. Evlilik, eşlerin bilek güreşi yaptıkları ve güçlü olanın galip çıkacağı bir arena değildir.


            Hz. Muhammed, Hira mağarasında insanlığı iyiye(Ahlak) , güzele(Estetik) doğruya (Bilgi) ulaştıracak ilahi bilginin ilk işaretlerini aldı. Bu temel ilkeleri istismar eden, çıkarı için kullanan ve daha genel bir anlamda araçsallaştıranlar olsa bile bu gerçeği değiştirmez. İslami açıdan kadın olayı da kuşkusuz bu çerçeve içinde değerlendirilmelidir.


            Günümüz feminist kadın hareketi, kadın haklarını din üzerinden tanımlamıyor. İslamcı feministler ve kadın hakları savunucularının referansı İslam’ın kadın anlayışı değil Batı’nın seküler özgürlük anlayışıdır. 
Soru basit; İslami feministler ve kadın hakları savucuları Hz. Peygamberin hanımlarının konumunda olmayı kabul ediyorlar mı?

            Kadın hakları kuşkusuz önemli bir konudur. Ancak kadın hakları üzerinden erkekleri ezmek veya kadının erkek üzerine baskısını normalleştirmek asla kabul edilebilir bir tutum değildir. Kadın da erkek de haddini hududunu bilmeli, sorumluluğunun bilincinde olmalıdır.

Ne yazık ki, günümüzde annelerini yaşlılar yurduna, çocuklarını kreşlere veren ailelere çokça rastlanmaktadır. İnsanlar çocuklarını evlendirmeye kalktıklarında artık anneleriyle oturmayıp, yeni ev talep etmektedirler. Bu İslam toplumu için hazin bir durumdur. Bugün evlenirken kayınvalidesiyle oturup oturmamayı pazarlık konusu yapanlar, yarın çocukları tarafından terk edildiklerinde şikayet etmeye hakları yoktur. Daha açıkçası bu konuyu evlilikte şart olarak öne sürmenin bırakın İslami olmamayı, insani ve vicdani olarak da hiçbir karşılığı yoktur. Ne yazık ki, bu durum toplumumuzda kanayan bir yara olmaya devan etmektedir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI