Bugun...



Yusuf Yavuzyılmaz: İslam ve Sol, Sol'un çıkmazı ve Nureddin Topçu


facebook-paylas
Güncelleme: 04-09-2018 22:37:30 Tarih: 04-09-2018 22:07

Yusuf Yavuzyılmaz: İslam ve Sol, Sol'un çıkmazı ve Nureddin Topçu

 

İslam ve sol ilişkisi, sol düşüncenin dayandığı felsefi ön kabuller dolayısıyla sorunlu bir zeminde tartışılmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalar da sonunda bu felsefi ön kabullere çarpmaktadır. Sol düşüncenin felsefi anlamda materyalizme dayanması bu ilişkilerin önündeki en büyük engel olarak görülmektedir.

Dindarlığın sol versiyonunun doğması için sol ve materyalizmi birbirinden ayırmak ve yeniden tanımlamak gerekir. Sol külliyatın Marks'tan Stalin'e, Engels'ten diğerlerine kadar neredeyse tamamı, varlık, bilgi ve değer anlamında materyalisttir. Materyalizm varlığı, bilgiyi ve değeri maddeye ve maddedeki değişime dayandırırlar. Tanrı fikri ise gerçeklikten kaçışın bir ifadesidir. Bu anlayışa göre Hz. Muhammed gerçeklikten kaçarak hayal alemine sığınmış ve orada insanlığın kendine yabancılaştığı bir söylem üretmişti. Materyalizme göre tek varlık alanı üzerinde yaşadığımız dünya, tek bilgi kaynağı akıl, tek değer kaynağı toplumdur. Aklın üstünde dışında, ötesinde bir bilgi kaynağı olamayacağı gibi dünyadan ve maddeden başka bir varlık tabakası da yoktur. Dindarlığın sol versiyonu için solun yeniden tanımlanması gerektiği açıktır. Nurettin Topçu bunun üzerinde epey çalışmıştır. O sosyalizmi önerirken komünizme şiddetle karşı idi. Topçu "Anadolu sosyalizmi" veya "İslam sosyalizmi" kavramsallaştırması yaparken sosyalizmi yaygın tanımının dışına çıkarıyordu. Bu kavramsallaştırmanın ne İslami camiada ne de sol camiada hissedilebilir bir karşılığı oldu. Sol İslam için materyalist felsefeden arınmış bir sol anlayış tanımlamak gerekiyor ki, o da sol olmaktan çıkmış demektir. Özgürlüğü liberalizmle, eşitliği sosyalizmle eşitlemeyen bir yeni anlayış gerekiyor. Bir yol daha var tabi: İslam’ı ne sağ ne de sol gibi ideolojilerle değil, kendi kaynaklarına göre yorumlamak. İlk İslamcı neslin Kur'an ve Sünnete dönüş amacı buna işaret ediyordu.

Türk ve Kürt solunun din karşısındaki tutumu tıpkı sağ ideoloji gibi pragmatiktir. Dine inandıkları için değil, politik destek için saygılı görünmek gereğini hissederler.

Gerçek sol din ve inanç özgürlüğünü savunamaz. Zaten din, insanın kendine yabancılaşması, gerçeklikten kopuşudur. Solun dinsel bir inancı hoş görmesi kendi ilkelerine aykırıdır.

Solun özgürlükçülüğü kocaman bir yalandır. Sol özünde totaliter bir öğretidir. Tek parti öncülüğünde toplumu dönüştürmeyi hedefler. Çin, Kuzey Kore, Küba gibi ülkelerde hala ikinci bir parti örneği yoktur.

Türk solu, solun felsefeyle buluşma noktası olan materyalizm ile birlikteliği, dini değerlere olan düşmanlığı ve demokrasi karşıtlığı ile birlikte büyüdü. Demokrasi, "cici demokrasi" denilerek emperyalizmin bir versiyonu olarak dışlandı. Demokrasi yerine kendi ülkelerini kümese çeviren Sovyetler Birliği, Çin, Arnavutluk, Kuzey Kore ve Küba gibi ülkeler kutsandı. Sol tarihin en önemli entelektüel platformu olan "Yön" dergisi etrafında toplanan sol entelektüeller asker ve bürokrasiyle işbirliği yaparak sürekli demokratik güçlere karşı savaşmışlardır. Bundan dolayı Türk solu ne dindarlar ne de demokratları etkileyecek ve onlarla buluşacak bir dil geliştiremediler. Bunun yerine dini değerleri "gericilik" ve "irtica" ile yaftalayarak siyasetin dışına itmeye uğraştılar. 

Türk solunun en büyük fobileri "tarih" ve "yerel değerlerdir." Bundan dolayı sol yerel değerlerin en başatı olan dinle sürekli didişme ve mücadele halindedir.

Sosyolog Ömer Çaha haklı, insanlık kümes havası içinde yaşamakla, mesire yerinde yaşamak arasında karar kılacaktır. Kuşkusuz kapalı kümes bizi dış dünyadan tecrit eder, içe kapatır ve otoriter bir sistem üretir. Kümese kapalı hayvanların dış dünyadan haberi yoktur ve haline şükreder. Mesire yeri ise çoğulcu ve özgürlükçüdür. 27 yıl süren ve 1950 de ortadan kalkan Tek Parti dönemi Türkiye'nin kümes dönemidir. Menderes, Özal ve özellikle Erdoğan Türkiye'yi mesire yerine çevirmeye çalışmışlardır. Kuşkusuz Tek Parti döneminin önemli bölümünde horoz tek başına ülkeyi yönetmişti. Horoz öldükten sonra ise horozizm ülkeyi askeri ve sivil bürokrasi eliyle yönetmeye devam etti. Erdoğan Horozizmin belini iyice kırarak Türkiye'nin en büyük demokrasi hamlesini başlattı.

Türk sağ-muhafazakar- İslamcı düşüncesi muhteşem bir mazi, sol-sosyalist düşünce ise ütopik geleceğe yoğunlaşmakta; bu yüzden günceli ve güncelle ilgili sorunları sürekli ıskalamaktadır. Bu ıskalama onları gerçeklikten koparmaktadır. Gerçeklikten kopan bir ideolojinin yasaması, insanlar için umut olması imkansızdır.

Türkiye deki otoriter Kemalist geleneğin, Sol-sosyalist ve neo liberalizm karşıtı İslami anlayışın; Prens Sabahattin ve Hüseyin Avni Ulaş in temsil ettiği liberal düşünceye karşı çıkmasının altındaki asıl sebep, liberalizmdeki özgür birey anlayışıdır. Bütün otoriter yönetimler bireyi başka bir üst ideal içinde eritir ve yok eder.

İdeoloji, ulus, devlet ve millet gibi değerleri mutlaklaştırıp evrensel ahlâkı ve dini değerlerin önüne geçirmek; Hz. Ömer in bahsettiği helvadan yapılmış putlara tapmaya benzer.




Editör: Harun Ceylan




FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İSLÂM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI YUKARI