Andrew Garroni, Los Angeles'ta cesur hikayeleri ekrana taşıyan bir yapımcıdır. Kariyerine kült klasik Maniac ile başlamış ve o zamandan beri filmler, gerilimler ve tanınmış eserlerin yeni versiyonlarını üretmeye devam etmiştir. Master Licensing ve Eureka Multimedia ile yaptığı çalışmalar sayesinde, Andrew Garroni, günümüzde hâlâ söylenecek bir şeyi olan klasik hikayeleri bulmaya odaklanmıştır. En son projesi, 1948 yapımı film ve Altın Çağ dizisinin 138 orijinal teleplaysine dayanan yeni bir Naked City TV dizisidir.

S: Yeni televizyon formatları ve dizileri arasında bu kadar yıl sonra Naked City'e geri dönmenizi sağlayan ne oldu?

Andrew Garroni: Orijinal materyali inceledim ve hâlâ ne kadar gerçekçi olduğunu hissettim. Yazım tarzı basit, doğrudan ve inandırıcı karakterlere odaklanmıştı. Hikayelerde günlük yaşamı görebiliyordunuz ve bu da dizinin uzun ömürlü olmasını sağlıyordu. Bu fikirlerin günümüz izleme alışkanlıklarına ne kadar iyi uyabileceğini fark ettiğimde, projeyi yeniden keşfetmenin değerli olduğunu düşündüm. Bu nostalji ile ilgili değil, daha çok yeni hikayeleri destekleyebilecek güçlü bir temelin varlığını görmekle ilgiliydi.

S: Artık 138 orijinal teleplay'e sahipsiniz. Bu kadar eski materyali okumak, yeni dizi için vizyonunuzu nasıl şekillendiriyor?

Andrew Garroni: Teleplay'leri gözden geçirmek, iyi yazının insanların düşündüğü kadar yaşlanmadığını hatırlatıyor. Birçok tema modern yaşamda hâlâ karşımıza çıkıyor. Korku, umut, çatışma ve küçük bağlantı anlarını görebiliyorsunuz. Bu, erken kararlarımızı yönlendirmeye yardımcı oluyor. Eski senaryoları kopyalamıyoruz, ama yapı ve ritimlerinden öğreniyoruz. Bu, yeni diziye sağlam bir temel sağlıyor. Ayrıca, yaratıcı ekibin yeni hikayelerin nasıl görünebileceğini düşünürken ayaklarını yere basmasına yardımcı oluyor.

S: Kült filmler ve erken bağımsız projeler üzerindeki deneyiminiz, bu kadar tanınmış bir projeye yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?

Andrew Garroni: Küçük filmlerde çalışmak, odaklanmış karakter çalışması ve net fikirlerle nelerin yapılabileceğini bana öğretti. Maniac'ı üretirken, ölçekten çok taahhüte güvendik ve bu zihniyet benimle kaldı. Naked City için, basit ve güçlü hikaye anlatımına olan saygımı getiriyorum. İsim belki daha büyük, ama iş aynı. Karakterlerde dürüstlüğe ve yaşanmış bir dünya yaratmaya odaklanıyorsunuz. Bu yaklaşım, projenin taze hissetmesini sağlıyor, hatta mülkün uzun bir geçmişi olsa bile.

S: Master Licensing ve Eureka Multimedia arasındaki ortaklık, bu dizi ile ne yapmanıza olanak tanıyor?

Andrew Garroni: Uzun vadeli düşünme imkanı sağlıyor. Master Licensing ile bir mülkün zamanla nasıl büyüdüğünü görselleştirebiliyorum. Eureka Multimedia ile hikayelerin platformlar arasında nasıl bağlantı kurduğunu ve izleyicilerin bunları nasıl takip edebileceğini düşünebiliyorum. Birlikte, gelişim için net bir yol oluşturuyoruz. Bu, güçlü bir şey inşa etmek için acele etmemizi gerektirmeden zaman ayırabileceğimiz anlamına geliyor. Bu denge, projenin köklerine sadık kalmasını sağlarken daha geniş bir kitleye ulaşmasını da sağlıyor.

S: İzleyicilerin bu yeni Naked City versiyonunu ilk kez izlediklerinde ne hissetmelerini istersiniz?

Andrew Garroni: Onların, ağırlığı ve tarihi olan bir dünyaya adım attıklarını hissetmelerini istiyorum. Şehir canlı hissettirmeli. Karakterler, kendi yaşamlarında karşılaşabilecekleri insanlar gibi olmalı. Bu tür bir bağlantıyı yaratabilirsek, gerisi kendiliğinden gelecektir. Umudum, hem uzun zamandır hayran olanların hem de yeni izleyicilerin aynı anda tanıdık ve yeni bir şey görmeleridir. Bu diziyi ileri taşımak için çok heyecanlıyım—bu, bir klasiği onurlandırma ve yeni bir nesli hikayeye davet etme şansı.