Bugun...



Harun Çetin hoca ile FETÖ, Cemaatlerin Vahdeti, Gençler ve Medreseler üzerine / RÖPORTAJ

Harun Çetin hoca ile dopdolu bir röportaj gerçekleştirdik biiznillah. Müstefid olacağınızı ümid ettiğimiz bu röportajda FETÖ'ye, FETÖ üzerinden Cemaatlere yapılan topyekun saldırılara, Vahdet, Gençlerin eğitimi üzerine ve medreselerin önemine dair sorular sorduk, Harun Çetin hoca cevapladı. Keyifli okumalar..

facebook-paylas
Güncelleme: 28-09-2018 08:24:12 Tarih: 27-09-2018 22:23

Harun Çetin hoca ile FETÖ, Cemaatlerin Vahdeti, Gençler ve Medreseler üzerine / RÖPORTAJ

Hocam sizi sosyal medyadan takip edenler arasında birebir tanımayıp sizin eğitim serüveninizi, hayatınızı ve ne gibi çalışmalar ile meşgul olduğunuzu merak edenler var. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

 

-Yani tanınması lazım gelecek kadar büyümedik daha, ilmi yolculuğun başında sayılırız. Popüler kültürün ve sosyal medyanın tesiri ile yayınladığımız birkaç çalışmaya bakarak hüsn-ü teveccüh gösterip bizi muhterem üstatlarla bir tutmaları bizim nefsimizi okşamaktan başka bir şey değildir. İslam âleminde binlerce medrese ve o medreselerde bizim akranımız hatta bizden daha küçük nice kıymetli hoca efendiler var. Endonezya, Malezya, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Afganistan, Suriye Türkiye ve daha birçok yerde mevcut olan nu hoca efendiler Allah rızası için okumuşlar ve okutmaya devam etmekte. Bizlerin yaptığı ne ki? Ama yine de sorulduğu için söylememiz gerekirse 1990 (nüfusta 1989)  Ocakta Ordu'nun şirin bir ilçesi olan Çamaş'ta doğdum. İlkokul, ortaokul, liseyi hep doğduğum ilçede okudum. Aynı zamanda 8 yaşlarında iken ilçede tek mevcut dini tedrisat yeri olan bir cemaatin kursuna yatılı olarak başlayıp Kur'an-ı Kerim, tecvid, siyer, sarf, nahiv okudum. 2006 senesinde Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandım iki sene okudum ve sonra 2008'de bırakıp çok istediğim İstanbul Üniversitesi Tarih bölümüne geçtim. Tarih bölümünü isteyerek ve severek, zevk alarak okudum. Daha sonra ise Türkiye'de devamlı şekilde temelini atmaya gayret ettiğim şer'i ilimleri devam etmek için Suriye'ye gittim. İlkönce bir yaz tatilinde bir arkadaşım ile gezi vesilesiyle gittim, gördüm. Daha sonra ise Ebunnur diye maruf ve meşhur medresede okumak üzere gittim. Bu arada ben Tarih bölümündeki tahsilime ara verip gitmiştim. 2014'de gelip tekrar okumadığım son sınıfı okumak üzere başladım ve 2015'de de İstanbul Tarih bölümünden mezun oldum.

Daha sonra bir İslamî stk’nın yurdunda müdür yardımcılığı yaptım. Kısa sürdü, zira keskin dilimiz sebebiyle onların da öncülerinden olan birini bir kitabımızda itham etmiştik. Bu sebeple bizi işten çıkardılar. Daha sonra başka bir İslami Stk’ nın yurdunda eğitim sorumlusu olarak çalıştım. Daha sonra artık kendim birşeyler yapmaya karar verdim.

 

 Yayınevi ve Kitabevinizden de bahseder misiniz? Sizi tercüme yapmaya iten şey neydi? Bugüne kasar Hangi eserlerin tercümesini üstlendiniz ve size ait olan eserlere de değinir misiniz?

 

-Kendim çalışmaya karar verince daire şeklinde bir medrese hazırladık, 13-15 üniversite talebesi ile klasik medrese talimine başladık. Ardından bir tercüme heyeti kurmaya karar verdik. Zira kendim hem telif hem tercüme eserler zaten hazırlıyor ve çeşitli yayınevlerinde neşrediyorduk. Böylece Ahrar Tercüme Heyetini kurdum. Azalarının isimleri ve sayıları değişmekle beraber devamlı ve hızlı çalışma yapan bir yapı. Neden Ahrar? Birincisi ahrar, hürler, hür kimseler demek. Ben çok seviyorum bu ismi, beni ifade ettiğini düşünüyorum. İkincisi ise ulemanın ve evliyanın büyüklerinden Hâce Ubeydullah Ahrar hazretlerine çok ayrı bir muhabbet ve hürmetim vardır. O sebeple. Daha sonra, madem kitap işinin içindeyiz, bir yayınevi kuralım dedik. Dayıoğlum Muhammed Ali Akdeniz ile birlikte ismini Prof. Dr. Bedri Gencer hoca karar kıldığımız Kudemâ Yayınevini kurduk. Kitapevi kısmını Fatih'te bir müddet sonra kapattık lakin başka illere şubeleşmeye gidiyoruz. Ankara'da üç katlı olarak Kudemâ Kitap Kafe olarak, harem selamlığa da dikkat ederek hizmet veren şubemiz Yasin Çetin kardeşimizin öncülüğünde açıldı. Daha başka illerde de çalışmalar devam etmektedir.

Neşredilen çalışmalarıma gelince telif eserler olarak ilk defa 2010 senesinde üniversite öğrencisi iken Fitne isimli bir kitap hazırlamış ve ehl-i sünnetin haricindeki kişi ve akımlara reddiye vermiştim. Fethullah Gülen'e de reddiye yazdığım bu kitap sebebiyle başımıza o dönem bazı işler gelmişti. Daha sonra yine öğrencilik senelerinde İslam tarihine olan merakım sebebiyle Abbasî Halifesi Harun Reşid isimli bir çalışmam Kayıhan Yayınlarından neşredilmiştir. Daha sonra ise tasavvufî hikaye olarak Şah-ı Gülistan isimli hikaye kitabım yine Kayıhan Yayınlarından basılmıştır. Bu eserde gül-bülbül metaforu üzerinden mürşid-mürid aşkı anlatılmaya gayret edilmiştir. Öğrencilik bittikten sonra tercüme işlerine girdim. İbn Arabî'nin Şeceretü'n-Numaniyye ed-Devletü'l-Osmaniyye isimli eserini IQ Yayınevinin isteği üzerine tercüme ettim. Bu eser bayağı rağbet gördü. Telif olarak yine Emir Timur ve İslam, Muhammed Esad Erbili, Dini Mihraptan Yıkanlar, İttihattan İhtilafa isimli eserleri neşrettik. Bunlar da IQ yayınevinden neşredildi. Daha sonra usul-i hadise dair Teysiru Mustalahi'l-Hadis eserini tercüme ettik, Aktaş Yayınevinde neşredildi. Daha sonra İmam Suyuti'nin Nüzul-i İsa isimli eserini, İmam Âlusi'nin el-Ecvibe eserini, Süleyman bin Abdulvehhab'ın Savaiku'l-İlahiyye eserini, Abidin Paşa'nın Saadet-i Dünya eserini, Haydarizade'nin Mezhepler eserini tercüme edip İlim ve Hikmet Yayınevine verdik ve onlar da güzel bir şekilde neşrettiler. Uzamaması için detaylarını vermedim. Şu an devam eden bir çok eser çalışmamız devam ediyor elhamdülillah.

 

 Medresenin önemine, İslam'daki ve İslam toplumlarında önemine ve ne gibi bir işlev gördüğüne, bunun yanında bir de sizin medrese faaliyetinizden bahseder misiniz?

 

-Medreselerin önemi hususi kitaplık bir mevzudur. Medrese sadece ilim öğrenilen bir yer değil, o ilimle muşahede altında amel edilen, nazari olarak değil ameli olarak edep dersi yapılan yerdir. Bu şahsi faydaları yanında benim dikkatleri çekmek istediğim şey medreseler misyon yüklü cephe vazifesi gören müesseselerdir. Bu cepheler bin sene din-i Muhammedîyeyi neşretme ve muhafaza etme işini yürüttüler. Bir nevi akide savaşı veren karargahlar oldular. Ehl-i sünnetin siyasi ve ilmi tarihini okuyanlar bunu göreceklerdir. Resmen bir harp halinde kâfirlere ve mülhidlere karşı şedid bir mücadele içinde olup Allah'ın dinine hizmet etmişlerdir. Sahabe, tabiin ve diğer selef devrindeki medreselerden sonra Nizamiye, Azamiye, Eyyubiye, Semerkant, Buhara, Sahn-ı Seman, Süleymaniye ve diğer medreseler misyon ve dava yüklü birer müessese idiler. Dün olduğu gibi bugün de mücadele akide üzerinden devam etmekte olduğu gibi yine mücadelenin merkezleri medreselerdir. Eksiklikler ve hatalar ise bahs-i diğerdir.

 

İlim talebesi, İlim talibi, ilahiyat fakültesine giden veya diğer bölümlerde okuyan ama İslam diye bir derdi olan ve okumaya meraklı olan gençlere de tavsiyelerde bulunabilir misiniz?

 

İlahiyat, İslamî İlimler Fakültesi veya medrese okuyan gençlere acizane haddim olmayarak birkaç tavsiye de bulunayım. Evvela şuur sahibi olmak gerekir. Şuur nedir? Neden ve niçin yaratıldık sorusunun cevabı şuura kafidir. Allah bizi ne için yaratmış ise o yönde istihdam edilmeyi yine o yüce Yaratan’dan istemek şuurun ilk gerekliliği ve ilk manevradır. Peki nasıl devam edeceğiz? İşte İmam-ı Rabbanî hazretleri bu hususa yönelik bir reçete veya rota cinsinden önümüze şu üç şeyi koyuyor ki, dava adamı olacaksan da, kahraman olacaksan da, adam olacaksan da farketmez bir mümin bu üç şeyden müstağni değildir. 1-Niyetleri tashih etmek. Yani ben ilahiyatı, medreseyi niye okuyorum? Büyük hoca desinler, büyük dava adamı desinler için mi yoksa gerçekten samimi bir müslüman olmak için mi? Herkes bu sorunun cevabını ancak kalbinin derinliklerinde, vicdanında bulabilir. Herhangi bir kitapta veya hocada bu sualin cevabı yoktur. Dava adamı ve kahraman kelimesi artık çok yanlış anlaşılır oldu. Popüler olmak dava adamlığı zannediliyor. Öyle dava adamları geldi geçti ki isimleri bile hatırlanmaz.  Niçin sorusu çok mühimdir? Yukarıda bahsettik, şuurlanma niçin sorusu ile başladı, bakın tashih de niçin sorusu ile devam ediyor. 2-Akideyi tashih. Burası mühimdir, zira iman olmadan başka hiçbirşeyin önemi yoktur. Müslümanca yaşamak için müslümanca inanmak gerekir. 3-Amelleri tashih. Yani hayatımızın her alanını tashih edip rıza-i Bâri'ye göre tanzim etmek. Bu üç şeyi ilahiyat ve medrese talebeleri yapamaz ise diğer Müslümanlar nasıl yapabilir ki?

Bu dediklerimi talim ve tedris ile yapabilirler. Hem kalbimizi hem aklımızı ıslah ederek yavaş yavaş. Yoksa hızlı tüketim çağındayız diye dini ilimlere ve kitaplara oburlukla yaklaşırsak ya ruhumuzun boğazında kalır, akidemiz can verir veya aklımız berhava olur. Tedris ile birlikte çok ama çok kitap okumak zorunda talebeler. Talebe iken olan rahatlık ömürlerinde bir daha ele geçmeyecek. Bu nimeti laklak ile, ilmin kırıntısı bile etmeyecek kıyl-ukâl ile mahvetmemek gerekir. 40 yaşlarına geldikleri vakit, ne yaptık bir bakalım dedikleri zaman en az pişmanlıkla muhasebe defterini kapatabilmenin azami gayreti içinde olmak gerekir. Şimdi söz çok, kitap çok. Ne yapacağız? Önemsizleri sileceğiz. Ama önemli olan da çok. O zaman büyüklerin buyurduğu gibi ehemmi mühimme tercih edeceğiz. En önemli olanları önemli olanlara tercih edeceğiz.

 

Ülkemizde birbirine en zıt gayri İslami legal-illegal STK ve yapılanmalar ve siyasi partiler dahi menfaat söz konusu olduğunda biraraya geldiklerine şahit oluyoruz. İslami Cemaatlerin ise birbirinden gün geçtikçe birbirlerinden uzaklaştıklarına, dillerde vahdet olmasına rağmen vahdeti baltalayıcı ve küfür ehlini sevindirici gelişmelere imzalar atıldığını müşahede ediyoruz. Vahdeti engelleyici unsurlar nelerdir ve bunlar nasıl aşılır sayın hocam?

 

-Valla ülkemizde bulunan İslami Stk’ların bir araya gelememesinin pek çok sebebi var da, bence en önemlisi en çok kendilerini seviyorlar, en haklı olarak kendilerini görüyorlar, en doğru usül bizimki diyorlar, kendilerine yakın hissettikleri diğer vakıflara bile burun kıvırarak eh işte diyorlar. Bunlar arasında, riyaset sevdasında olanlar nasıl beraber olacaklar ki? Ben vahdet lafzının büyüsüne kendimi hiç kaptırmadım çünkü inanmadım. Ama en azından akidede aynı zeminde olan cemiyetler bari bir araya gelse bazen diyoruz. Ama tarihe baktığımız zaman uluslar arası birlik hülyaları (İslam Birliği, Turan vb) görenleri üzecek bir şey diyeyim, bu hülyalar hiç gerçek olmadı olmayacak da. Zira tarih tecrübedir ve imkanlar ile ihtimalleri size gösterir. Tarihte hadi birlik kuralım, sonra güçlenelim diyen İslam devletleri ve liderleri hiç olmadı. Peki o güçlü şahametli devirler nasıl meydana geldi? İçlerinden biri çıktı güçlendi, güçlendikçe diğerlerini ya isteyerek ya da zorla tahakkümü altına aldı.  Bu iş böyle olmuştur ve yine böyle olacaktır. Milyarlarca müslümanı idare eden binlerce lider var. Bu da demek milyarlarca nefis demek. Hiç nefs-i emmare adamı, isteyerek başkasının emrine girdirir mi?  Hele bu riyaset ehlinde hiç olmaz. Vahdet diyenler ne nefs-i emmarenin mahiyetinden ne de tarihten bihaberler maalesef. Bu aynen Stk’lar için de geçerlidir. Nefis aynı nefis riyaset sevdası aynı sevda. Islah olmamış nefislerle hizmet ve beraberlik işte ancak bu kadar oluyor demekki.

 

Fetö üzerinden Cemaatlere yönelik saldırılar var. Bunların altında ne gibi sebepler yatmaktadır?

 

-Feto üzerinden cemaatlere, tarikatlere yönelik saldırılar arttı. Tuhaf olanı da bu saldırıları yapanlar, dün makam mansıb unvan sahibi olmak için fetonun eteklerini öpenlerdir. Cemaat ve tarikatlerin bir eksikliği varsa bunu düzeltecek olanlar laik seküler mekanizmalar değildir. Bu hataları düzeltmeyi yapacak olanlar, yine kendi içlerinden meydana getirecekleri meşveretlerdir. Adam namaz bile kılmıyor ama tarikatler İslam'a ters diyor. Durum maalesef bu basitliğe getirildi. Şimdi ülkedeki durum nasıl düzelir dersek, dünyada resmî verilere göre televizyon izlemede birinci olduğumuz ve yalan haberlerin, manipülasyonların en çok olduğu ülkede olduğumuz için bu sual havada kalır. O yüzden müslümanlar dünyada ya zahiren ya zihnen işgal altındadır. Maalesef bizim ülkemiz ikinci işgal türüne maruz kalmış olup, yıkımların en büyüğünü yaşamış ve zihnen fikren karmakarışık bir halet-i ruhiyeye sahip olmuştur..

 

Türkiye'de yaklaşık 25 yıl görev yapan İsrail Büyükelçisi AlonLeill'in,

"Türkiye'de Kemalizm sürecektir, ona sadece din elbisesi giydireceğiz." sözleri hakkında neler söylemek istersiniz?

 

-Bu sözün ne manaya geldiğini görmek isteyenler muhafazakarların din tasavvuruna ve idaredeki pratiklere baksınlar. Çok net bir tablo çıkacaktır karşılarına. 




Editör: Harun Ceylan




FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İSLÂM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI YUKARI