Bugun...


Faik Yılmaz

facebook-paylas
Sünnet’in/Hadis’in dindeki yeri -4
Tarih: 06-12-2017 18:10:00 Güncelleme: 06-12-2017 18:10:00


Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

(Ahzab-21)

 

Müslüman sabah uyandığında sağ tarafından kalkar, “bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun” der. Paçalarını sıvayarak tuvalete gider. Tuvalete sol ayakla, besmele çekerek ve “pislikten ve pis olmaktan Allah’a sığınırım” diye dua ederek girer. Tuvalette kaldığı süre boyunca içinden ‘estağfurullah’ zikrini çeker. Otururken sol tarafına yüklenir. Temizlenmek için sol elini kullanır. Sağ ayakla çıkar, çıkınca “bizden ezayı gideren ve sıhhat veren Allah’a hamdolsun” der.

 

Bu sadece güne başlarken uygulanan basit bir tuvalet adabıdır. Yataktan çıkıldığı andan itibaren, tuvalet adabında olduğu gibi Müslümanın günlük faaliyeti içinde yaptığı her hareket, her iş, her fiil, Sünnet-i Seniyye tarafından tesbit edilmiş bir adap ile mukayyettir.  Bu tuvalet adabını fıkıh kitaplarına göre ve tam teferruatıyla yazmaya kalksanız en az üç sayfa, hatta taharet bahsi dahilinde olan bir konu olduğu için genel olarak taharet bahsinin en az 50 sayfalık bir uzunlukta olduğunu görürsünüz. Öyle ki, def-i hacet gibi sıradan bir işin bile, Sünnet-i seniyye sınırları içinde ele almaya kalktığınızda her hareketinin titizlikle düzenlenmiş ve bir disipline bağlanmış olduğunu görürsünüz. Basit bir tuvalet adabı bile böyle iken, günlük hayatta daha önemli olan herhangi bir hareketin veya işin nasıl bir hassasiyetle ele alınmış olduğunu tahmin edebilirsiniz. Nitekim öyledir de.

 

Oturmaktan yürümeye, koşmaktan yokuş çıkmaya, yokuş inmekten beklemeye, selamlaşmaya, alış-veriş yapmaya, tokalaşmaya, kucaklaşmaya, yolculuğa çıkmaya, bineğe binmeye, binekten inmeye, misafir olmaya, misafir ağırlamaya; ev halkıyla münasebetten komşulara davranış şekline, yemek yemekten su içmeye, dinlenmek için uzanmaktan uyumaya, cinsel münasebetten gusül abdesti almaya; saç taramaktan fiziki bakıma, el yıkamaktan diş fırçalamaya, elbise renginden giyim şekline, ayakkabıyı giyme adabından evden çıkarken okunacak duaya, yürünen yolun şekline göre yapılacak zikirden yaşanılan günün hangisi olduğuna göre yapılacak zikir çeşidine, tutulacak oruca kadar her hareket, her fiil, her detay... Yani insan hayatında işlevsel olan istisnasız her hareket Sünnet-i Seniyye tarafından bir düzene ve bir kurala bağlanmıştır. İnsanın yaptığı ve bir amacı olan en ufak bir hareket yoktur ki bu Sünnet-i Seniyye tarafından kayıt altına alınmış ve intizama kavuşturulmuş olmasın. İstisnasız her hareket! Düşünün ki dişlerin arasında kalmış yemek kırıntısının kürdanla nasıl çıkarılacağı bile Sünnet-i Seniyye tarafından belirlenmiştir.

 

Bu muazzam bir disiplin demektir. Muazzam ve kesintisiz bir disiplin, aylaklığa ve başıboşluğa meydan vermeyen bir düzen ve intizam, insanın kendini sürekli bir daire içinde, din dairesi içinde hissetmesini sağlayan devamlı ibadet hali demektir. Hem bireysel hem de toplumsal manada Sünnet-i Seniyye’nin sınırları dışında bir hayat şekli demek Müslüman için ne olduğu belli olmayan bir hayat şekli demektir.

 

Sünnet- Seniyye tam manasıyla yaşanılan din demektir. Eğer Sünnet yoksa İslam’ın en temel kaidesi olan namaz bile yoktur. Her ne kadar Kur’an’da namaz emrediliyorsa da namazın rükün ve hareketlerinden rüku ve secde dışında herhangi bir hareketi zikredilmiyor. Rüku ve secde ise tek başlarına, Sünnet’in düzenlemesi dışında ele alınırsa bilinen manasıyla namaz da olmaz. Ezanlar okunmaz, insanlar camide toplanmaz, bayramlar olmaz, haccın, orucun bir zamanı ve düzeni olmaz vs. İslam adına topluca yapılan hiçbir şey kalmaz. Çünkü bunların hiçbiri Kur’an’da yok.

 

Bunlar sadece fiile yönelik olanlardır. Bir de kalbe, ahlaka ve zihne yönelik olanlar vardır ki bunlar da en az fiile yönelik olanlar kadar büyük bir yekün tutar. Müslümanın imanı, tevekkülü, takvası, ihlası, ihsanı, faziletleri; tebessümü, güzel sözlü olması, anne-babasına davranışı, eşine davranışı, çocuklarına davranışı, aile ve akrabalarına karşı vazifeleri, komşularına karşı mükellefiyetleri, diğer Müslümanlara karşı sorumlulukları; insanlara, hayvanlara, bitkilere, doğaya, hatta köpek leşine varıncaya kadar her varlığa karşı pozitif ve güzel ahlaklı olmasına dair Sünnet-i Seniyye muazzam bir ahlak atlasıdır. Öyle bir ahlak ki tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün ahlak filozoflarının söylediklerinden daha kapsamlı, bütün ahlak öğretilerinden daha doğru ve düzgün bir ahlak.

 

Oryantalistler Sünnet ve hadisleri hedefe oturtmakla ne yapmak istediklerini çok iyi biliyorlar. Çünkü Sünnet ve hadisler Müslümanın hayatından çıkarılınca geriye din adına hiçbir şeyin kalmayacağını biliyorlar. Kur’an, sadece okunan, pratik hayata dair uyulması gereken bazı kurallar içeren ama bu kuralları sadece ilke ve kalbi yöneliş olarak ele alan, hareket sunmayan bir kitap olarak bütün Müslümanların hayatında olmuş olsa bile, her Müslüman Kur’an’ı dikkatle okusa bile bir işlevi olmayan bir kitap olarak kalacaktır. Yukarıda zikredilen küçükten büyüğe her hareket ve adabın Kur’an’daki karşılığını çıkarmaya kalksanız çok asgari düzeyde bir dokümana sahip olursunuz. Bir düzen ve disipline bağlayacağınız diğer hareketler silsilesinden mahrum kalacağınız için çıkardığınız o asgari hareketler de anlamsız ve atıl kalacaktır.

 

Oysa bugün oryantalistlerin şekillendirdiği bir zihinle Sünnet’e bakan, onların bilgi sistematiği çerçevesinde konuları ele alan, batılılar gibi düşünme hevesiyle dine yaklaşan, bunu yaparken de kendi öz bilinciyle yaptığını sanan Sünnet inkârcısı tipleri dinlerseniz çok başka bir Sünnet ile karşılaşırsınız. Sünnet inkarcısı derken sadece Sünnet ve Hadisleri açıkça yok sayan, tümüyle dinde kaynak olarak kabul etmeyenleri kastetmiyoruz. Sünnet’i yeniden ele almalıyız, hadisleri ayıklamalıyız, akla ve Kur’an’a uygun olmayan hadisleri atmalıyız diyen her kim varsa bunlar tümden Sünnet inkârcısı tip kategorisinde olan insanlardır. Çünkü onların da varmak istedikleri hedef sünneti tümden iptal etmek olduğu halde bunu açık bir şekilde söylemeyip insanları alıştıra alıştıra yapma eğiliminde olduklarını, eğer dikkatle takip ederseniz anlayabilirsiniz. Sözgelimi hadisleri Kur’an ölçüsüne vurmalıyız diyen bir hoca/ilahiyatçının hayatı boyunca serdettiği fikirleri dikkatle takip edin, en başta çok az bir inkâr düzeyinde iken, gittikçe daha fazla ve daha cesurca bir inkara yöneldiğini tespit edebilirsiniz. Çünkü bir kere bu yola girildi mi, yani ‘Sünnet de Kur’an gibi dinin asli kaynağı değildir’ veya ‘uydurma hadisler gibi bir sorun vardır’ şeklindeki oryantalist fikir bir insanın kafasına girdi mi, artık bir sonraki adımın ne olacağı, daha bu kişi hayatta yok iken oryantalistlerce tayin edilmişti. “Şeytanın adımlarına uymayın” şeklindeki Kur’ani beyan, Müslümanlara, eğer bir kere uyarsanız sonrasında atacağınız her adımın tam olarak nereye düşeceğini hassasiyetle tespit eden şeytani güçlerin peşinden gidersiniz ve bunun farkında bile olmazsınız hassasiyetini vermesi gerekirken, Sünnet inkarcısı tipler kendi hayatlarında nereden nereye yol aldıklarını bile umursamaz bir halde savrulup dururlar. Ve takip ettiğimiz azılı Sünnet inkarcılarında gördüğümüz gibi, en son varacakları yer de “Kur’an’ın bazı hükümleri tarihseldir ve modern hayata uymamaktadır, öyleyse bunları yok saymamızın bir sakıncası yoktur” dedikleri, yani Kur’an’ın da inkar edildiği yerdir.

 

Sünnet inkarcılarının tasavvurlarındaki sünnet ise çok başka, yukarıda anlatılan günlük hayata bir düzen ve disiplin sağlayan fiiller ve ahlakı kapsayan Sünnet’ten çok ayrı bir tasavvurdur. Onlara kulak verdiğinizde bütün hayatı kapsayan ve ibadet haline getiren sünnet yerine deve sidiği, namaz kılmayanın öldürülmesi, mürtedin hükmü, sinek hadisi, kadınların sünnet edilmesi, kız çocuklarının idrarının hükmü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlilikleri, küçük yaştaki Hz. Aişe ile evlenmiş olması, kadınlar hakkındaki bazı ifadeler, acve hurmasının panzehir olması, Mehdi meselesi, nuzül-ü İsa, recm cezası, içki içenin cezası vb. gibi “itici”, insana “acaba?” dedirten, insanları ‘böyle hadis mi olur’ anlayışına sevk eden, “saçma-sapan” ve kabul edilmesi mümkün olmayan, “uydurulmuş olması fazlasıyla muhtemel” bir müktesebatla karşılaşırsınız. Sanki bütün İslam dünyasının bütün gelenek ve kültürlerine dahi çıkmamacasına sirayet etmiş olan bütün bir fiili ve ahlaki Sünnet müktesabatı yok da, bütün Sünnet ve hadis denilen şeyler bunlardan ibaretmiş gibi. Sanki bütün Müslümanlar gece-gündüz bu “böyle hadis mi olur” denilen hadislerle yatıp kalkıyor, sadece bunlarla amel ediyorlar. Oysa bu hadislerin İslam dünyasında fiili olarak bir karşılığı yoktur bile. Varsa da minimum düzeyde ve gündeme dahi alınmayacak miktardadır.

 

Kendilerince uydurma hadisleri ele aldığını söyleyen ve bununla dine hizmet ettiğini iddia eden her kim varsa onlardan herhangi birini takip ederseniz görürsünüz ki Müslümanın günlük hayatını kapsayan ve olumlu olan veya ahlakına dair Müslümanı güzelleştiren hiçbir Sünnet’i gündemlerine dahi almazlar. Bir kez olsun “Filan Sünnet çok güzel, örnek alınması gereken bir fiil” şeklinde bir açıklama veya Sünnet’in iyi ve güzel yönlerine dair bir TV programı yaptıklarına asla şahit olmazsınız. Sanki yukarıda sayılan ve belki binlerce sayfa tutacak olan bütün fiili ve ahlaki Sünnet diye bir şey yok ve Sünnet dediğimiz şey deve sidiği ve mürtedin öldürülmesinden ibaretmiş gibi aynı hadisleri geveleyip dururlar. Zira amaçları Sünnet’in gerçekte ne olduğunun tesbiti değildir. Tek amaçları diğer bütün fiili ve ahlaki Sünnetleri değersizleştirmek,  gözden düşürmek, Müslümanların zihninde yer tutan önemini azaltmak ve uyulması gerekmeyen bir takım sıradan hareketler sınıfına sokmaya çalışmaktır.

 

Çünkü bunlar, bilinçli olarak Sünnet düşmanlığı yapmıyor olsalar dahi, bilinçli olarak Sünnet düşmanlığı yapan oryantalistlerin açtığı yoldan gidiyorlar veya batılılar gibi düşünmeliyiz deyip onların düşünülmesini istedikleri bir şekilde düşünüyorlar. Bunun sonucu olarak batılı oryantalistler tarafından başlatılan 150 yıllık bir “Sünnet’e/hadislere operasyon” harekatının gönüllü neferleri olarak saldırıyorlar. Bu inkarcı tiplerin içinde bilinçli olarak Sünnet düşmanlığı yapmadığını beyan edenler olabilir ve öyledirler de. Fakat modern hayatın “özgürlüğe” odaklanmış “sorgulayan birey”i olmanın, “haklı” değil, batılılar gibi “güçlü” olmalıyız demenin ve güçlü olan batının karşısında varlık kompleksi çekmenin sonucu olarak, İslam’a teslim olan bir müminin zihniyle değil ne yazık ki sorgulayan ve inkar eden modern insanın zihniyle düşündükleri için bilinçli olmasalar da doğal birer Sünnet düşmanına dönüşüyorlar.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI