Bugun...


Harun Ceylan

facebook-paylas
Ortadoğu: Küresel Oyunlar ve Biz Müslüman Gençlerin Sorumluluğu
Tarih: 24-10-2017 09:17:00 Güncelleme: 24-10-2017 19:10:00


Ortadoğu'ya Kuşbakışı

Ortadoğu denildiğinde, kimilerinin zihninde  göz kamaştırıcı bir toprak altı zenginliği; kimilerininkinde ise açlık, sefalet, kan ve  masum çocukların yüzünden süzülen gözyaşı belirir. Bazılarına göre istikrarsızlık ve geri kalmışlığın/bataklığın merkezi, bazılarına göre ise Dünya'nın siyasi düzleminin gidişatında dengelerin belirlendiği yer olup;  insanlık tarihinin burada başlaması hasebiyle daima tarihsel süreç içerisinde gelişen insanlık tarihinin seyrine yön veren yer olmuştur. Ortadoğu konusunda birçok şey yazılıp çizildi.  Şüphesiz ben burada Ortadoğu'nun jeopolitik konumu veya tarihsel sürecinde vuku bulmuş olayları derinlemesine analiz etme yoluna gitmeyeceğim. Zira birçok imparatorluğa ev sahipliği yapmış ve üzerinde  mücadele edilmeye değer bulmuş; fakat herşeye rağmen vazgeçilmemiş, Ekonomik anlamda, geleneksel ve kültürel, Siyasal ve Stratejik konumu itibariyle birikimi oldukça zengin bir Coğrafya hakkında birkaç söz etmek gerçekten  oldukça zor. Bununla birlikte bölgenin, ''jeopolitik teorisyenlerinin de dikkatlerini üzerine yoğunlaştırdıkları bir bölge olagelmiştir.''1 hakikatine de değinmeden geçemeyeceğim. Zira Mackinder'in ''Dünya adası'' olarak tanımladığı bölge bu bölgedir. ''Ayrıca, Mahan'a göre bir dünya imparatoru olmak için önemli deniz ticaret yollarına hâkim olmak gerektiğine göre, Hürmüz boğazı, Aden Körfezi ve Babel Mendep boğazı, Süveyş Körfezi ve Cebeli Tarık Boğazı bu bölgede yer almaktadır. Bu bölgede egemenlik kurmayı başaran bir devletin dünya gücü olması sorgulanmaz. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu, sonra Birleşik Krallık, Soğuk Savaş döneminde ise bölgeyi doğrudan ve dolaylı etkileri altına alan ABD ve SSCB, bu sayede dünya gücü olmuşlardır.''2 İlk başta da söylediğimiz gibi, Ortadoğu, kimilerine göre yeraltı zenginliği olan bir petrol yatağıdır. İşte bu yüzdendir ki  -Kur'an'da Müstekbir olarak belirtilen; Sosyalizm'in de Burjuva olarak belirttiği-yeryüzünün gücünü elinde bulunduran küresel unsurlar bu bölgede her daim cirit atmışlardır ve atmaya da devam etmektedirler. ''Ortadoğu'' kavramına değinmeden geçmek doğru olmaz. ''Yakındoğu kavramının (Near east- o dönem için Osmanlı İmparatorluğunun kapladığı coğrafya)yetersiz kaldığını düşünen İngilizler Osmanlı İmparatorluğuyla Hindistan arasında kalan bölgeyi kapsayacak Ortadoğu (Middle east) kavramını ortaya atarlar.''3  Aslında bu kavramın ortaya atılışının nedenlerine ve daha sonra buna mukabil gelişen süreçte bölgenin üzerindeki plan ve projelerin şekillenmesine baktığımızda dahi bölgenin küresel güç unsurlarının ne denli  dikkatinde olduğunu ve üzerindeki plan ve projelerin çizildiğini anlamamıza kâfidir.  Zira ''Kavramın kullanılmaya başlanılmasının altında yatan sömürgeci kaygılar bu bölgenin geleceğinin şekillenmesinde etkin rol oynar.''4    ''Kara altın'' olarak tasviri yapılan ve bu derece önem arzeden bir etken, elbette ki savaşların seyrine de yön verecekti. Özellikle 1. ve 2.Dünya savaşlarında deyim yerindeyse bu gücü elinde bulunduran kesim, savaşların seyrini de belirleyen güç haline gelmiş oluyordu. Küresel güçler her daim bu bölgede cirit atmışlardır dedik.  Neden Ortadoğu? sorusuna verilecek en güzel cevap şudur: Özellikle petrol endüstrisinin devrimi sonrasında, ticari anlamda ilk olarak 1850'li yıllarda ABD'nin pensilvania eyaletinde petrol arayışına gidilmesinin akabinde ve bu anlamda diğer büyük güçlerin de -bu güçlerden kasıt Rusya ve Almanya idi- piyasaya el atması ile birlikte yeni bir rekabette başlamış oluyordu: Elbetteki o rekabet, Daha fazla petrol arayışı içerisine girilmesinden başkası değildi. Ortadoğu zaten halihazırda gerek deniz, gerekse kara yolula bir ticaret merkezi işlevselliğini görmesi söz konusuydu bir de yeraltı zenginliği keşfedilmesiyle birlikte; İlk petrol arayışından sonra İran, Azerbeycan ve Rusya topraklarındaki Petrol arayışları ve bir süre sonra bunların yetmezliği anlaşıldıktan sonra Küresel güçler rotasını Ortadoğuya çevirmesi sonucu Ortadoğu'nun yeraltı kaynaklarının keşfi ve kullanılmaya başlanması bölgeyi daha da vazgeçilmez kıldı ve 2.Dünya savaşı sonrası adeta hangi güç unsurunun elini nereye attığı hususunda net ve berraklaştırması adına daha da girift duruma soktu. Bir başka önem arz etme örneğini verecek olursak Ortadoğu, 
Kara ve Deniz yolunun Stratejik konumu itibariyle Dünyanın hiçbir yeriyle kıyaslanamayacak derecede önem arz etmektedir. Doğuyla batı arasındaki bütün ticari ve kültürel bağlantıların bu bölge üzerinden yapılması, İpek yolu, Baharat yolu vs. Bu bölgeden geçmesi, Süveyş kanalının açılması sonucu Asya ile Avrupa arasındaki uzaklığı %67 oranda azaltması -ki Uzakdoğu ile Avrupa arasındaki ulaşımı sağlayan Ümit Burnu, Süveyş kanalının açılması sonucunda önemini yitirmiştir- gizemliliğini daha da arttırmaktadır. Gerek 2.dünya savaşı öncesi/sonrası gerekse Soğuk Savaş sonrası bölgede ciddi anlamda siyasi ve politik depremler olmuştur. Petrol endüstrisinin 20.yüzyıl dünyasında sanayiî anlamında vazgeçilmez bir ihtiyaç oluşu küresel güçlerin gecelerini gündüzlerine katarak bölgenin geleceği için projeler üretmelerine itmiştir. Bundan dolayıdır ki kargaşa, kaos, çözülmezlik, hep bir keşmekeşlik ve yaşanmazlık bölgeden eksik olmamıştır. ''İnsanlar sevilmek için, eşyalar ise kullanılmak için yaratılmıştır. İnsanlar kullanılmaya; eşyalar ise sevilmeye başladığından beridir ki düzen bozuldu.'' der bir aydınımız.5   Çok doğru söylemiş. Zira küresel güçlerin gözünde bölgedeki mazlum halk, bu projeleri çizen insanların gözünde bir damla petrolden daha değersizdir. Halbuki her daim ''insanlık, eşitlik, birlik, can emniyeti, mal güvenliği, adalet, hürriyet vb.'' sloganlar ile mazlumun karşısına çıkanlar bu küresel emperyalistlerdir lakin ne Fransız ihtilalcileri 'can emniyeti' diyerek Cezayir'e girdiğinde huzur ve refahı bölge halkına götürdü, ne Rusya 'halkların kurtuluşu' diyerek girdiği Afganistan'da söylemlerinin tezahürü görülebildi, ne de Amerika'nın Wilson ilkeleriyle 'halkların kendilerini yönetme hakkı' diyerek Filistin halkının Yahudi azınlığın zulmüne terkedilişinde görülebildi söylemlerinin pozitif yöndeki tezahürü. 


Günümüze gelecek olursak


Küresel güçler, isimlerini ön plana çıkartmadan işlerini her hâlükarda yürütüyorlar. Bazen Mısır'da 'Sedat' diye bazen de  'Sisi' diye ön plana çıkıyorlar, Bazen Çeçenistan'da 'Kadirov', Bazen Suriye'de 'Esad', bazen de bir ABD'de 'Bush' ismiyle. Bazen İngiltere'deki 'İşçi Partisi', bazen de 'Muhafazakâr partisi'. El hasılı kelam, isimler farklı fakat çıkış noktaları tek bir yerden oluyor. Mısır'da ilk demokratik seçimde ciddi bir halk desteğiyle başa gelen Muhammed Mursi'ye elbette tahammül edemeyecekti bu küresel güç ve müdahelesi de gecikmeyecekti. Zira demokratik bir seçimle başa gelen bu isim, işlerine çomak sokacaktı. Yarım asırdır İsrail ve Filistin arasındaki mücadelede, direniş anlamında ayakta halkıyla birlikte yekvücut olup, sağlıklı ve izzetli bir direniş gösterebilme gayretini sergileyen tek bölge Gazze'ye karasal anlamda sadece Mısır'dan giriş yapılabiliyordu ve Mursi'nin başa geçmesiyle birlikte ilk icraatlardan biri kapısı kapalı tutulan bu sınırın kapısını açmaktı. Ürdün'de, Yemen'de, Libya'da, Afganistan'da ekonomik anlamda işlerinin yürüyebilmesi için elbette karışıklıklar çıkaracak, işlerine gelmeyen liderlere bir kılıfını bulup yol vereceklerdi. Tüm bu karışıklık ve kargaşaların tek sebebi, sosyo-ekonomik işlerin yürümesine bir halel gelmemesi içindi. Ukrayna ile Rusya arasındaki kıvılcımın büyümesinin ardından Küresel güçler çok kısa sürede 'ateşkes' ile savaşa son verdiler çünkü işlerine gelmeyecekti bu durum. İstedikleri an istedikleri kızışmaları gülüşmelere, gülüşmeleri de sert bakışlara çevirebiliyorlardı. ''Peki neden bugün Suriye'deki 6 yıldır sürmekte olan kirli savaşa son vermek istemiyorlar?'' diye soralım bir kendimize. Neticede bugün de Suriye ve Irak gibi bölgelerde yıllardır sıcak savaş yürütülmekte ve olan yine mazlum halka olmakta. Müslüman gençlik hiç yere heba olmakta, dar bir alana hapsedilmekte. Henüz Çeçenistan özgürlüğüne kavuşamamışken Çeçenistan'daki mücahid kalkıyor Suriye'ye geliyor. Henüz Gazze İsrail'in esaretinden kurtulamamışken, tüm rotalar Suriye'ye çevrilmekte. Henüz Bangladeş'te halihazırda asılmaya devam eden alimlerimizin hesabı sorulmamışken ve orada diri diri yakılan insanlar için tek bir adım dahi atılma girişiminde bulunulmamışken, Suriye konuşuluyor, çiziliyor. Mısır'da darbe ile başa gelen Sisi'ye neden hesap sorulmadığını zalim idarecilere haykırma hakkını kullanmayanlarımız, tüm gücünü Suriye'de eritiyor. Suriye'deki savaşı durdurmak elbette küresel güçlerin işine gelmeyecek çünkü işler istedikleri gibi yürüyor.

3-Biz Müslüman gençliğe düşen nedir diye soracak olursak;   


Semâvi dinlerin peygamberlerinin bu bölgede zuhur etmesi, bölgenin ilahî anlamda da arz ettiği önemi kavramamıza yardımcı olacaktır. Zira peygamberlerin bu bölgede görevlendirilişi demek, evrensel manada yayılma noktasında bölgenin merkezi oluşu demektir.  Yine Kur'an'da Tin Sûresinin ilk altı ayetinde  bu bölgeye gönderilen peygamberlere dikkat çekilmiş ve onlara uyulması gerektiği ve bu oranda yeryüzüne gönderilişimizin fıtratına ve insanî duruşumuza sadık kalabileceğimiz belirtilmiştir. Nasıl ki bir kuş tek kanat ile uçamıyor, biz İslam gençliği de ilmî manada iki kanatlı olma derdini taşımalı ve gerek fenni gerekse uhrevi ilimlere haiz olma çabasında olmalıyız. Her iki ilim dalında da dengede durmalı, biri olmadan ötekisiyle yol alamayacağımızın bilincinde olmalıyız. Taassub ve tabularımızı/zihin putlarımızı yıktıktan sonra bireysel dirilişimizi gerçekleştirip tek bir pencereden değil Ümmet penceresinden bakabilmeli; Ortadoğu'yu araştırmalı, perde arkasındaki küresel güçleri bilmeli, Ortadoğu'da oynanan oyunların ve Ortadoğu’nun kilit anahtarı mesabesindeki Türkiye'de İslam gençliği üzerinde oynanan oyunların bilincinde olmalı, bu oyunlara karşı her daim hazır kıt'a halinde manevi anlamda fikrî bir kalkanımızın olması derdini taşımalıyız ve bu minval üzere yol almalıyız. Vesselam..   

 

1: Tayyar Arı: ''ORTADOĞU Siyaset, Savaş ve Diplomasi'' 
2:A.g.e
3: Ömer Turan: Tarihin Başladığı Nokta: ORTADOĞU
4: A.g.e    
5: Cemil Meriç 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI