Bugun...
SON DAKİKA

Hadis İnkarcılarına Reddiye: İmam Ebu Hanife Örnekliği

 Tarih: 24-02-2019 20:42:00  -   Güncelleme: 26-02-2019 15:20:00
Mehmet Rençber

Hamd; Kitabı ve sünneti koruyan Allah’adır. Salat ve selam peygamberlerin en üstününe, Allah’a ve Peygamber’e itaat eden ashabına, onları güzellikle takip edenlere ve Allah’ın dinini ayakta tutan fakihlerin üzerine olsun. 


Bu yazımızda hadis inkarcıları olarak kabul ettiğimiz tam ve yarı mealci takımın, İmam Ebu Hanife’den kendilerine geçmişten bir önder olarak kabul etmelerinin ne kadar tutarsızca olduğunu kanıtlamak üzerine olacaktır. Öne sürdükleri iddialardan bazıları şunlardır:  


1.Fıkhı Ekber uydurmadır. İmam Ebu Hanife’ye ait olup, olmadığı ihtilafıdır. 
2.İmam Ebu Hanife tüm hadisleri Kuran’a arz ederdi. İddialar bundan ibaret değildir elbet. Ama ben bu yazımda bunların üzerinde duracağım inşAllah. Birinci iddiayı ortaya atan başta Mustafa İslamoğlu ve yol arkadaşlarının bu bilgiyi nereden getirdiklerini sormak lazım.

 Şu aralar İmam Buhari’nin sahihinin olmadığını da iddia etmeye başladı. Şayet rivayetler hevaya göre kabul görüyorsa, bu iki eserin o imamlara ait olmadığını söyleyen kişinin sözünü hüccet olarak kabul etmemizi gerektirecek sebep nedir acaba? Bizde sizin sözlerinizi yalandan başka bir şey olarak görmüyoruz o halde. İbn-i Bezzazi Menakıb-ı İmamı Azam, c.2, s:108’de Fıkh’ı ekber hakkında şöyle der: ‘‘Ebu Hanife’nin tasnif edilmiş bir kitabı yok diyecek olursan, ben de cevaben derim ki, bu mutezilenin sözüdür. Onların iddiaları Ebu Hanife’nin ilmi kelama dair eseri olmadığını söylemektir. Bundan da maksatları Fıkhı Ekber’in ve Alim vel-müteallim kitabının onun kitabı olmadığını ortaya atmaktır. Çünkü bunlar da Ehli Sünnet kaidelerinin ekseriyetini tasrih etmiştir. Halbuki Mutezile onu kendilerinden gösterme hevesindedir. Bu kitap Ebu Hanife Buhari’nin derler. Bu açıkça karıştırmadır. Ben bu iki kitabı da Allame Kürdi İmadi hattıyla gördüm. Her ikisinde de bunların Ebu Hanife’nin olduğu yazıyordu. Ulemadan çoğu bunun üzerinde birleşmiştir. ‘‘Allah İbn-i Bezzazi’ye rahmet etsin ne güzelde ifade etmiş.

Mutezile bile o zaman Ebu Hanife’yi kendilerine nisbet etmelerine şaşırmamak lazım. Lakin mutezile bugün İmam Ebu Hanife’yi kendisine nisbet eden hadis inkarcıları gibi toptan hadisleri hiçbir zaman inkar etmemiştir.

Fıkhı Ekber hakkında bir icma olmamışsa da, ulemanın çoğuna göre bu eser İmam Ebu Hanife’ye aittir. O zaman bu eseri kabul etmek, inkar etmekten daha mantıklı olduğuda ortaya çıkmış bulunuyor. İkinci iddialarında yarı mealci zihniyet haklı olsa da, bu eseri kabul etmemek gibi bir çıkarımda yine bulunamayız. Onun için akılların bulanıklığını da, düşünerek bu  yazıda Fıkhı ekber dışında, İmam Ebu Hanife’nin hadise olan yaklaşımına dair başka eserlerden aktarımlarda bulunacağım.

Umulur ki fayda verir. İlk kaynak Akidetu’t Tahaviyye olacak. İslam tarihinde güvenilir alimlerden, fakihlerden muhaddis ve fakih olan İmam Tahavi’nin kitabında giriş şöyledir: ‘‘ Bu risale; ümmetin fakihleri olan: Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Eba Abdullah Muhammed bin jaden eş-şeybani’nin  mezhebi üzere Ehli sünnet  akidesine ,Usul’ü dinde onların hangi inanca sahip olduklarına ve kendisiyle  alemlerin rabbine ibadet ettikleri itikada dair bir açıklamadır. ‘‘Evet yanlış duymadınız. Bu eser İmam Ebu Hanife ve 2 seçkin talebesine ve Ehli sünnet akidesine nisbet ediliyor. Bu eser birçok şarih tarafından şerh edilmiş ve kabul görmüştür.

Peki İmam Tahavi Kimdir?


Ona ne kadar güvenebiliriz diyenlerimiz olur. İnanın onu ben 7 cilt hadislerle islam fıkhı eserinin ilk birkaç cildini okuyarak ne kadar büyük ilme sahip olduğunu gördüm ve tanıdım. Ama biz birkaç muteber alimden onun hakkında birkaç alıntı yapalım. Hicri 39 yılında doğmuş, Hicri 321 yılında vefat etmiştir. Babası ilim ehli, şiir ve rivayeti hususunda bilgili bir insandı. Dayısı İmam Şafii’nin yakın arkadaşları arasında en fakih olan ve onun ilmini yayan ünlü Şafii fıkhının fakihi İmam El-Müezzin’dir.

İmam Tahavi böyle bir ilim döneminde yaşamıştır. Ayrıca Tahavi altı temel hadis hafızı imamlar ve onların tabakalarında yaşayanlarla çağdaştır. Bu ne büyük bir şereftir. Sözünün hüccet olacağına bu bile yetiyor sanırım. İmam Tahavi Hanifi fakihidir. İbn Asakir’in tarihinde şöyle geçer: ‘‘ İmam Tahavi güvenilir, rivayeti sağlam, fakih, oldukça akıllı ve ardında benzerini bırakmamış kişidir.’’ El-CevAhiru’l-Mudiyye’de belirtildiğine üzere bin Abdilber şöyle demiştir: “ Kufelilerin siretini, haberlerini ve fıkıhlarını, insanlar arasında en iyi bilen, ayrıca bütün fukahanın görüşleri hakkında da bilgili olan biriydi.” 


 İmam Zehebi, Siyeru A’lemi’n-Nübela(15/27)’da şunları söylemektedir: “ imam, Alleme, büyük hafız, Mısır diyarının muhaddisi ve fakihi... Bu imamın te’liflerini tetkik eden bir kimse, onun ilimdeki mevkiini ve bilgilerinin genişliğini çok iyi anlar. “ 


İbn Kesir de el-Binayede (11/186) şunları söylemektedir: “ Hanefi mezhebine mensup bir fakihtir. Çok faydalı eserlerin müellifidir. Sika ve sebt ravilerden ve ileri gelen hadis hafızlarından birisidir.” 


 Ümmetin kabul gördüğü bir alim olan imam Tahavi’nin İmam Ebu Hanife’ye nisbet ettiği bu risalesi hakkında hadis münkiri bir hoca “Ebu Hanife’ye atfedilen şeyler...” diye bahsetmişti. Aklını kullananlar için soruyorum: imam ebu Hanife hakkında söz söyleme hakkına sahib olan onun dönemine, talebelerine yakın yaşayan imam Tahavi midir ? Yoksa aradan 1300 küsür sene geçmesine rağmen imam hakkında konuşan bu hadis mümkiri yarı mealci hocalar mıdır ? İmam Tahavi için daha fazlasına ulaşmak için Şerhu menail asar (7 cild) eserinin ilk cildindeki, mütercimin verdiği bilgilere bakılabilir. 


İmam ebu Hanife hakkında şüphecilerin şüphelerini el akidetu-t tahavi’den ilk önce başlayarak gidermeye çalışalım. Elimizde guraba yayınları, ibn ebi’l izz el-hanefi’nin tahavi akidesi şerhinden istifade edeceğiz. Ve adım adım ilerleyeceğiz inşallah. Dileyen eseri temin eder ve babların şerhini de hanifi fakihi olan şarihten okuyabilir. Biz yazımızı kısa tutmak adına buna değinmeyceğiz. 
Hadis inkarcıları mi’rac meselesini inkar ederler, tıbkı Mekkeli müşriklerin bu mucizeyi yalanlamaları gibi. Ama ebu Hanife ve ilminin mirasçıları farklı zıttına itikad etmektedirler. 


46.bab’ta şöyle geçer: 


“Mi’rac haktır. Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem, isra gecesi uyanık bir halde bedeniyle mescidi aksa’ya götürülmüş, oradan göğe yükseltilmiştir.Sonra daha da yukarılara, yüce Allah’ın dilediği yerlere çıkartılmıştır.Yüce Allah O’na dilediği ikramlarda bulunmuş ve vahyettiği şeyleri vahyetmiştir.”Kalpte gördüğünü yalanlamamıştır.”(necm:11) Yüce ALLAH’ın salat ve selamı dünyada da, ahirette de ona olsun.” 
Hadis inkarcılarının çoğu şefaatı inkar ettiği malumunuzdur. İmam ebu Hanife ve uleması böyle itikad etmiyor. 


48.bab’ta şöyle geçer: 


“Hadislerde rivayet edildiği üzere onun, ümmeti için sakladığı şefaat haktır.” 
Hadis münkirleri Allah’ın kitabı hakkında çok basit bir şekilde yorumlarda bulunurlar, Arapçanın A’sını çoğu bilmeden meal yorumuna bakarak kuran müdavinliği yaparlar.Peygamber aleyhisselam’ı bir postacı gibi görürler. 


66.bab’ta şöyle geçer: 


“Kur’an hakkında olur olmaz tartışmayız.O’nun, alemlerin Rabbinin kelamı olduğuna tanıklık ederiz.Onu er-ruhu-emin indirmiş ve rasullerin efendisi Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’e öğretmiştir.O, yüce Allah’ın kelamıdır, yaratılmışların hiçbir sözü ona denk olamaz.O’nun mahluk olduğunu söylemeyiz, Müslümanların cemaatine de muhalafet etmeyiz.” 


Bugün 1400 yıllık ilmi birikimimiz üzerinde elle tutulur deliller olmadan şüphe bulutları oluşturmaya çalışanların Müslümanların cemaatinden ne kadar uzalaştıkları ortada değil midir? 


Hadis inkarcıların Müslümanların işledikleri şirkin dışındaki günahların çokluğundan dolayı cehennemden çıkamayacaklarını iddia ederler. Bir nevi cehennemden sonra cennet olabilceğini inkar ederler. İmamımız ve uleması 76.cı babta mümin olarak ölen bir kimsenin günahlarının çokluğundan dolayı çekilecek cehennem azabından sonra ALLAH dilerse onların temizlenerek cennete gireceklerine itikad ederler. 


Hadis inkarcıları kabir hayatını inkar ederler. İmamımız ve uleması 89.cu bab’ta kabir hayatının insan için kıyamet kopuncaya kadar mümkün olduklarına itikad ederler. 
Hadis inkarcıları mizanı inkar ederler. 90.cı babta imamımız bunun varlığına itikad ederler. 


Hadis münkirleri sahabeye buğzeder, onları hadis uydurmakla itham ederler, ağza alınmayacak sözlerle düşmanlık beslerler. İmamımız ve uleması bunun aksine itikad ederler. 


99.cu bab’ta şöyle geçer: 


“”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabını sever, onlardan herhangi birisini sevmekte aşırıya kaçmayız.Onlardan herhangi birisinden de beri olduğumuzu söylemeyiz.Onlara buğzedenlere ve onları hayırdan başka şeylerle yadedenlere buğsederiz.Onları anca hayırla anırız.Onları sevmek din,iman ve ihsandır.Onlara buğzetmek ise küfür, nifak ve tuğyandır.” 
Hadis inkarclıları cennetle müjdelenen on sahabinin durumunu inkar ederler. İmamımız ve uleması 105.ci bab’ta bunun aksine itikad ederler. 
Hadis inkarcıları başta sahabilere dil uzattıkları gibi ondan sonraki hayırlı tabakaya da dil uzatırlar. 


107.cı bab’ta şöyle geçer: 


“Önceki selef alimleri ile onlardan sonra gelen tabiin ancak hayırla anılırlar.Onlardan kötülükle söz eden, hak yolun dışında bir yol üzerinedirler.” 
Hadis münkirleri Deccal’in çıkmasını,Meryem oğlu mesihin gökten inişini inkar ederler ama imamımız ve uleması 110.cu bab’ta bunun varlığına itikad ederler. 
Eğer hadis inkarcıları imam ebu hanifenin sahih hadisleri kurana arz ettiğini, buna göre sahih olub olmadığı belirlediği iddiası doğru olmuş olsaydı; muhakkak kendileri gibi isa nüzulü, mehdinin çıkışı, mizan, cehennemden sonra cennetin olabilceğini, miraç isra meselesi, kabir hayatı ve daha yüzlerce meselede hadis inkarcıları gibi inkara gitmesi beklenmez miydi? İmam ebu hanifeye ait olduğuna inandığımız fıkhul ekber ve imam tahavi’nin akidetul tahaviyesi karşılaştırılarak okunursa herkesin aklındaki şüphelerin gideceği kaçınılmazdır. Biz bu yazımızı uzun tutmamak adına birkaç daha iddiadan bahsedeceğiz inşallah. 


Hadis inkarcıları imam ebu Hanife’nin ilminin sadece 17 hadisle sınırlı olduğu, fetvalarını daha çok kıyas ve kurana dayalı verdiklerini iddia ederler. Bakın üstad Alleme Mevdudi bu konu hakkında şöyle der: 


“ Oysa, bu, gerçeklere tamamen aykırı büyük bir yalandır. Bugün elimizde İmam Ebu Hanife’nin en büyük öğrencisi imam Ebu Yusuf’un derlediği ve yayımlanmış “ Kitabü’l-Asar” adlı eseri vardır. Ebu Yusuf, bu eserde, hocasının rivayet ettiği bin adet hadisi toplamıştır. Bunun dışında, imam’ın meşhur diğer iki öğrencisi imam Muhammed ve imam Hasan bin Ziyadu-l Lü’lü-i ve Ebu Hanife’nin oğlu Hammad bin Ebu Hanife de imamıın hadislerini toplamışlardır. Ayrıca, sürekli olarak bir kaç yüzyıl boyunca bir çok ulema ve fıkıh alimi, bu hadisleri, Müsned-i Ebu Hanife adlı eserde toplamaya devam etmişlerdir. Bunlardan 15 müsnedin güvenilir ve kapsamlı nüshası Kadı Muhammed bin Mahmud el-Harzemi tarafından “Cami-u Mesanidi’l-İmami’l Azam “ adlı eserde bir araya getirmiş ve bu eser iki cilt olarak “Dairetü’l Maarif-i Haydarabad” tarafından yayımlanmıştır. 


 Bu eserler, İmam Ebu Hanife’nin sadece 17 hadisi bildiği ve fıkıh meselelerine çözümü  sadece bu 17 hadisten çıkardığı yolundaki iddiaları kesinlikle çürütmektedir.Hadis ilmi konusunda imam Ebu Hanifenin hocalarının sayısı dört bine ulaşmaktadır.Bu hocaların her biri güzide hadis hafızları olarak isim yapmıştır.Bunların müsnetlerini toplayanlar arasında Darekutni, ibn-i Şahin ve İbn-i Ukde gibi tanınmış hadis alimleri vardı.Eğer bir kişi Hanefi fıkhının güvenilir abidevi eserlerinden sadece imam Tahavi’nin “şerhi-i Ma’nail-asar”, ebu Bekir Cessa’sın “ahkamul kuran “ ve imam Serahsi2nin “el-mebsut” eserlerini incelese, imam Ebu Hanife’nin hadisi bir yana bırakıp sadece kıyasa ve Ku’ran’a dayanarak fıkhının temelini attığı gibi bir yanılgı hiç düşünmeyecektir.” 

|Sünnetin anayasal niteliği/Mevdudi s:287-289 


Şunu da eklemek gerekirse; imam tahavi’nin Türkçeye kazandırılan şerhi-i Ma’nail asar eseri tercüme olarak 7 cild olub, içindeki fıkhi meseleler hakkında imam tahavi yaklaşık 7 bin hadis zikretmiştir olmaktadır. İmam ebu hanife’nin görüşlerini zikrettiği ilk 3 cildinde imam Ebu Hanife’nin kuranı ve sünneti bir kenara bırakarak kıyasa başvurduğunu görmedim. Hadis inkarcıların bu iftıraları imam Ebu Hanife döneminde kendisine atfedilen şeylerle benzerlik göstermesi tevaffuk olamaz herhalde! 


Bakın imam Ebu Hanife  hadislerden yararlanma ve herhangi bir dini ve hukuki meselede hüküm çıkartırken izlediği yolu şöyle izah etmektedir: 


“Allah’ın bir emrini O’nun kitabında gördüğüm zaman hemen kaparım.Gözmediğim zaman Rasulullah’ın sünnetinde ararım ve güvenilir kişilerin güvenilir kişiler tarafından aktarılan doğru söz ve hareketlerini kabul ederim.Ancak herhangibi bir şeyi ne Kitabullah, ne sünnet-i Rasulullah’da bulamadığım zaman Rasulullah’ın sahabilerinin sözlerini(icma) takip ederim.Bunlar arasında ihtilaf olunca istediğim sahabinin sözünü kabul ederim, istediğim sahabinin sözlerini kabul etmem.Diğer kimselere gelince, onların icdihad hakkı neyse, benim de odur.”(Hatib, Tarihi Bağdad c:13,s:368, menakıbu imamı azam c:1,s:79) 
Bu sözlerdende anlaşılır ki imamımız fetvalarını çoğunlukla kıyasa ve kurana dayandırdığı iddiası yalandan başka bir şey değildir. 


Halife Mansur bir defasında, “ Duyduğuma göre siz kıyası hadisten üstün  tutarsınız” diye yazmış, İmam Ebu Hanife de cevaben şöyle yazmıştır: 


“ Emirü’l-müminin! Size ulaşan bu haber doğru değildir.Ben ilk olarak Kitabulllah’a göre hareket ederim. Orada bulamazsam peygamber aleyhisselam’ın sünnetine müracaat ederim. Sünnette bulamadığım bir hususu sırayla Ebu Bekr, Ömer,Osman ve Ali (Allah onlardan razı olsun) kararlarına bakarak çözerim. Sahabeler arasında görüş ayrılığı olan hususlarda elette kıyasa başvururum.” 
Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi imam Ebu Hanife Kıyası tüm aşamaları geçtikten sonra en son kullandığı bir yoldur. Bırakın imam ebu Hanife’nin kıyası sahih olan hadislere tercih etmesini, zayıf hadisi bile kıyastan önde tuttuğuna dahilde rivayetler mevcuttur. 


Alleme imam İbn-i Hazm şöyle der: 


“ İmam Ebu Hanife’nin tüm dostları, Ebu Hanife’nin, zayıf olsa bile bir hadisin bulunması halinde kıyas ve reyin bir yana bırakılmasına inandığına ittifak etmiştir.” 
Hadis münkirlerinin imam ebu Hanife hakkında uydurdukları yalanlar bunlarla sınırlı değildir elbet, araştırmamız bu kadarı ile sınırlı tutmak yeterlidir elbet. Ehli sünnetin içerisinde fıkhın öncülüğünü yapan bir imama atılacak iftiralardan onu temize çıkarmak için çabalamaya gerek bile yoktur. İmam Mevdudi’nin de izah ettiği gibi; imam tahavi, yada imam serahsinin bahsedilen eserleri okunduğunda iddiaların ne kadar asılsız olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Doğrular ALLAH’tandır. Yanlışlar ise nefsimizdendir. Bize Rabbani alimlerin yolunu kolaylaştıran Allah’a hamd olsun. Allah’ın sonsuz selamı tüm peygamberlerin ve onların sünnetlerine uyanların üzerine olsun. 

 

  Bu yazı 839 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI