Bugun...


Yusuf Yavuzyılmaz

facebook-paylas
TÜRKİYE'DE SOL, SOSYALİZM VE 1 MAYIS / YUSUF YAVUZYILMAZ
Tarih: 01-05-2018 10:32:00 Güncelleme: 01-05-2018 10:32:00


Türkiye’de sol, temsil etme iddiasında olduğu düşünce ve kitlelerle ilgili tutarsızlık içinde olmuştur. Öyle görülüyor ki, Türkiye’de sol, bütün iddialarının aksine seçkindir, darbecidir, din karşıtıdır, Batıcıdır, genellikle hali vakti yerindedir, dahası Cemil Meriç 'in "sosyalist olduğum zamanlarda bir işçinin bile elini sıkmamıştım" anlayışındadır. Solun, temsil ettiğini iddia ettiği kesimlerle arasında değerler açısından büyük ve kapanmaz bir mesafe vardır.

Öyle görülüyor ki, Türkiye’de solun hedefi zengin sınıflar değil, emeği ile geçinen dindar insanlardır. Onun için Türkiye’nin laik ve çağdaş kapitalistlerini asla eleştirilmezler. Eleştirilen Ülker ve Torku gibi muhafazakar sermaye sahipleridir daha çok. Burada bile eleştiri ekonomik sınıfsal değil, dinidir. Oysa sorun sermaye ise hepsini eşit olarak eleştirmek gerekir değil mi? Solun eleştiriyi büyük ölçüde muhafazakar işadamları üzerinden yürütmesi emeği savunmakla ilgisi yok, Türkiye’de Ak partiyle değişen elit değişimiyle ilgisi var. Zenginliğin laik, çağdaş ve Kemalist olanı makbul, dindar olanı gayrı meşrudur.

Türkiye’de sol sınıfsal olarak işçi ve yoksul kökenli değildir. Sol değerleri savunanların büyük çoğunluğu kapitalist bir hayat süren kimselerdir. Solun ayırıcı vasfı emek veya yoksulluk gibi ekonomik sınıf farkları değil, din karşısındaki aydınlanmacı, ateist tutumdur. Sol, bu yüzden en varlıklı yerlerde etkin bir siyasal tavır olarak karşımıza çıkmaktadır. Ankara Çankaya, İstanbul Beşiktaş, Levent, Bakırköy, Bebek gibi sermayenin güçlü olduğu yerlerde solun güçlü olması temeldeki çelişkiyi açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’de sol, din karşısında laik ve çağdaş değerleri savunmak anlamına geldiği için sol hem zengin sınıflar hem de Kemalizm ile kol koladır. Solun Kemalizm’e veya militarizme dayanmasının altında sınıfsal kökeninin zayıf olması yatmaktadır.

1 Mayıs tartışmalarının emek-sermaye üzerinden değil, inançlar üzerinden yapılıyor olması solun Türkiye özelinde farklı parametreleri öncelediğinin açık delilidir. Türkiye’de sol genellikle dindarları sürece katacak bir yaklaşımda olmadı. Aldıkları materyalist kültür ve buna dayalı geliştirdikleri siyaset dindarları otomatik olarak düşman görüyordu. Hala da solun dindarlar karşısındaki tavrı büyük ölçüde böyledir. Kendilerini sol-İslamcılar olarak nitelendiren kompleksli dindarlar ise bizi de kabul edin, biz diğer dindarlara benzemiyoruz yaklaşımı içindeler.

İşverenleri ve sermayeyi kategorik olarak olumsuz bir bakış açısı ile tanımlamak başlangıçta sorunlu bir yaklaşımdır. Hz. Peygamber işçilere alın terini kurumadan ücretlerini ödeyiniz "dediğine göre bir çalıştıran sınıfı da varlığı bir gerçekliktir. Önemli olan işveren veya işçi olmak değil adalet içinde herkesin hakkını almasıdır.

Sosyalizm eşitlik ütopyası uğruna özgürlüğü yok etti. Sosyalistler ise AVM türü kapitalizmin cirit attığı kafelerde sosyalizm üzerine geyik muhabbeti yaparak tatmin oluyor. Bu da sol düşünceyi sadece seçkin bir aydın hareketi haline getiriyor.

Gerçek şu ki, işçiler sosyalist iddialarla kurulan ve halen kendini sosyalist olarak tanımlayan ülkelerde, eleştirdikleri kapitalist ve liberal ülkelerdeki hayat standardından çok daha düşüktür. Kuşkusuz ütopya ile gerçek arasındaki fark belirleyicidir. Sol /sosyalizm adına devrim yapılan ülkelerdeki sefalet ve işçilerin sorunları ütopyaya olan inancı büyük ölçüde zedelemiştir.

Muhafazakar-dindar kitlelerin 1 Mayıs kompleksine gerek yok. Alanlarda atılan sloganlara bir bakın. İstemedikleri patronlar değil sizsiniz, sizin değerlerimiz ve tercihlerinizdir. Sol, mevcut söylemiyle bu toplumun ezilen kesimi olan dindarlar ile sahih bir zeminde buluşamaz.

Sosyalizm kompleksi, bazı dindarların bile Hz. Peygamberin işçiler için söylediği "işçilerin haklarını alın terleri kurumadan ödeyiniz" ilkesini dillendirmesini engelliyor. 

Türk solunun demokrasiyi kesintiye uğratan askeri darbeler hakkındaki tavrı da son derece sorunludur. Türk solu darbenin kendisine değil, darbeyi kimin yaptığına ve kime yönelik olduğuna göre tavır takınır. 27 Mayıs’ı ilerici sayan ve bayram diye kutlayan bir gelenekten söz ediyoruz. Bu yüzden sol darbeye karşıdır "önermesi içeriksizdir. Bu önermenin ne kadar içeriksiz olduğu 15 Temmuzda bir kez daha görülmüştür. Halkı direnişe çağıran Erdoğan ve bu direnişe canı pahasına katılan ve ezici çoğunluğu muhafazakar dindar insanlardır. Darbeye karşı canlarını ortaya koyarak direnmişlerdir. Sol-ulusalcı-Kemalistler ise ezici çoğunlukla evlerinde darbenin başarılı olmasını ve ülkenin Erdoğan’dan kurtulması için dua ederek sabahı etmişlerdir. 
Bunu CHP’nin ideolojisi doğrultusunda yayın yapan Halk televizyonunun hiçbir zorunluluk yokken darbe bildirisini uzun süre tekrar etmesinden anlıyoruz. 
Zaten 15 Temmuz protestoları darbeye kimin direndiğini açıkça gösteriyor.
Muhafazakar dindarlar şu haliyle bile soldan çok daha fazla darbe karşıtıdır ve çok daha demokrasiye bağlıdır.

Darbeye karşı olmak bir devrimcilik göstergesi ise dindarlar yolculardan çok daha devrimcidir. 15 Temmuzda tankın onu ne yatan adamın cesaretinin onda biri sol geçinenlerde yoktur.

    1 Mayıs evvel emirden beri, Din karşıtı sol-sosyalist politik grupların tasallutunda olmuştur. Olayın aslı işçi bayramı falan değil sol sosyalist kültürü yaygınlaştırmanın aracı olmasıdır. Dindar kitlelerin 1 Mayıs etkinliklerine sempati ile bakmamaya hakkı var. Yıllardır o alanlarda kendilerini gerici diye hayatın dışına atmaya çalışanlarla neden kol kola girsin.

İşçiler, bir yandan emeğini sömüren ve alın terinin değerini bilmeyen işverenlerin, diğer yandan emeğini araçsallaştıran politik bir zihniyetin kıskacında yaşam mücadelelerini sürdürüyorlar.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI