Bugun...
SON DAKİKA

Seçmeci Yaklaşımın Ortaya Çıkardığı Metodolojik Sorunlar

 Tarih: 09-04-2019 08:13:00  -   Güncelleme: 09-04-2019 08:26:00
Yusuf Yavuzyılmaz
Seçmeci yaklaşımın düşünce serüvenimizle ilgili ortaya sorunlar sadece İslam’la ilgili tartışmalarla sınırlı değildir. Hemen bütün ideolojik, düşünsel ve kültürel tartışmalarda bu yaklaşımın sınırlandırıcı etkisi görülmektedir. Tarihi, sosyal veya siyasal olayları değerlendirirken benzer bir olumsuzlukla karşılaşıyoruz. 
 
Özellikle dini konular üzerinde tartışırken, temel metinlerden hareketle tezlerini temellendirmeye çalışan bütün taraflar seçmeci bir metodolojik tavır sergilemektedirler. Seçmeci yaklaşım, bir konuyu temellendirirken kullandığımız metodoloji ile ilgilidir. Bu tür yaklaşım ele alınan konunun bütünlük içinde değerlendirilmesini engellediği gibi, daha önemli olarak fikri ayrılıkların derinleşmesine yol açmaktadır. 
 
Siret üzerine araştırma yapan bir araştırmacının sadece seçtiği tikel olaylarla yetinmesi, gerçeğin bütününü görmesini engelleyebilir. Hz. Peygamberin hayatının bütünlüğünü gözden kaçıran bir araştırmacının sadece Taif’teki olay üzerine temellendirme yapması, hiç şüphesiz siret hakkında doğru bir bakış açısı sağlamayacaktır. 
 
Mekke’deki durumun giderek kötüleşmesi sonucunda Hz. Peygamber, daha güvenli bir yer arayışına başlamıştır. Bu arayış sonucunda davetine karşılık bulma ümidiyle Taif’e gitmeye karar verir. “ Bu karar Onun Mekke’deki durumunun ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Allah’ın evi ile eşdeğer gördükleri Lat putunun koruyucuları olan Taif’lilerden ne beklenebilirdi? Taif’te de Mekke’de olduğu gibi istisna kişiler bulunabilirdi, bu yüzden, Peygamber yeşil otlaklar, meyve bahçeleri ve ekin tarlalarıyla etrafı çevrili Taif’e giderken ümitsiz değildi.
Oraya vardığında Sakif’in lideri olan Amr ibn Ümeyye’nin evine gitti. Amr İbn Ümeyye, Velid’in kendisinin Taif’teki eşdeğeri olduğunu söylediği adam ve ‘İki şehrin iki büyük adamının ikincisiydi. Fakat Peygamber(sav) onlara İslam’ı tebliğ edip, düşmanlarına karşı koruma istediğinde içlerinden biri hemen ‘ Eğer Allah seni gönderdiyse, Kabe’de asılı olanların hepsini aşağıya indiririm’ dedi. Bir diğeri ‘ Allah senden başka gönderecek adam bulamadı mı?’Üçüncüsü ‘Seninle konuşmam! Eğer sen söylediğin gibi Allah’ın resulü isen benim hitap edemeyeceğim kadar yücesin; ve eğer yalancı isen seninle konuşmam uygun olmaz’ dedi. Bunun üzerine Peygamber(sav) belki de Taif’li başkanlarını denemek üzere onlardan ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz Sakif’liler çocuklarını ve kölelerini onun üzerine saldılar ve onunla alay edip bağırdılar. O denli büyük bir kalabalık toplantı ki, Peygamber(sav) özel bir bahçeye sığınmak zorunda kaldı. O, içeri girdikten sonra kalabalık dağılmaya başladı, devesini bir hurma ağacına bağlayarak bir asmanın gölgesine sığındı. 
 
Kendisini güvenlik ve barış içinde hissedince şöyle dua etti: ‘Allah’ım insanlar karşısındaki zayıflığımı, güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi sana söylüyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin. Ve sen benim Rabbimsin. Beni kimin ellerine emanet ediyorsun? Bana kötü davranan yabancı birinin ellerine mi? Yoksa bana karşılık silahlandırdığın bir düşmana mı? Buna aldırmam, yeter ki, senin gazabın olmasın. Fakat senin yardımın benim için daha geniş ve daha rahattır! Tüm karanlıkları aydınlatan ve bu dünyayı da, ahreti de düzene sokan Nur’una sığınıyorum. Yeter ki, senin kızgınlık ve gazabın üzerime olmasın. Dilediğine yardım etmek senin elindedir. Senden başka güçlü ve kuvvetli yoktur. (1)
İşte Taif’te yaşanan üzüntü verici olay böyle bir arayışın sonucunda gerçekleşmiştir ve bu şekilde sonuçlanmıştır. Şimdi burada cevaplanması gereken soru şu: Bu olayı genelleştirerek, karşılaşılan bütün sorunlar için izlenecek tek örnek olarak gösterebilir miyiz? İşte bütün sorun burada. 
 
Bir başka araştırmacı da Uhud, Hendek, Bedir gibi Hz. Peygamber’in savaşı bir yöntem olarak kullandığı olayları eksen alan bir başka araştırmacının temellendirmesi ise tamamen farklı olacaktır. Demek ki, biz tikel olayları genelleştirirsek, istenilen sonuca varamayacağımız gibi, siretin evrenselliğini de sınırlamış oluruz. Gözden uzak tutmamamız gereken gerçek, her iki veya daha çok davranışında Hz. Peygamber(sav) tarafından gerçekleştirildiğidir. Burada bize düşen görev, tikel bir davranışı genelleştirerek her olayda kullanmak değil, bizim karşılaştığımız duruma Hz. Peygamberin(sav) hangi davranışının örnek oluşturacağıdır.
 
Aslında bizi bekleyen en büyük soru şu: Yaşadığımız dönemde karşılaştığımız bir sorunla ilgili örnek alınacak tutum Hz. Peygamber’in (sav) hangi davranışlarıdır? Yaşadığımız bölgenin sorunları hangi döneme denk düşmektedir, Mekke dönemi mi, Taif dönemi mi, Medine dönemi mi; Bedir, Uhud ve hendek gibi savaş dönemi mi, yoksa Medine Vesikası’nın uygulanmaya konduğu barış dönemi mi, hangisi? Bunu belirlemeden girişilecek her tavır, ne kadar haklı sebeplere dayanırsa dayansın başarılı sonuç vermeyecektir. Harici vahşetinden bu yana yaşadığımız sorunların kökeninde bu, yani yöntemimizin ne olacağı sorunu yatmıyor mu? Toplumsal gerçeklik aynı olduğuna göre yöntem farklılıklarının kaynağını nasıl açıklayacağız?
 
Bazen aynı soruna farklı gözlüklerle bakmak veya farklı değerlendirmelerde bulunmak zihinsel tutum açısından son derece ufuk açıcı olabilmektedir. Rahmetli Şeriati’nin Habil- Kabil olayına getirdiği yeni yorum buna örnek olarak verilebilir. “Tarihin buradan itibaren aşamasına geçtiği Kabil kimdir? Kimdir bu Kabil? Kim olduğunu gördük: Kabil dindar biridir, Allah’ı inkar etmiyordu. ‘Allah kim ki yok öyle bir şey, bu sözlerin bir manası yok’ demiyordu. Çünkü gitti ve Kurban sundu. Kabil, Adem’in dinindendi. Habil de. Ama bu tek din, iki insanda birbirine zıt iki din haline geldi: Biri Kabil’de çıkarlarını meşrulaştırmanın aracı, diğeri Habil’in hakikat ve erdemleri gerçekleştirmenin etkeni. Tarih boyunca işte bu iki din birbiriyle savaştı… Kabil’in, kurbana katılmakla dini de kendi kişisel çıkarlarını temin için kullanan bir dindar olduğunu görebiliyoruz…
 
Tarihte insanlara egemen olmuş, insanlık tarihinin ve toplumunun kaderini elinde tutan halk karşıtı bu kutbun- Kabilci kutup- üç çehresi vardır: İktisadi çehre, siyasi çehre ve dini çehre. Servet, güç ve din işte bu özel sınıfa ait ve onun tekelindedir. Kabilci sınıf olan bir tek kişiye ait bu üç çehrenin İslam’da ifade ve tarif kabiliyeti hayli yüksek üç sembolü vardır. Kuran’da sürekli tekrarlanan üç tane ünlü kişi vardır. Bu üç kişi Tevrat’ta da vardır. Biri, gücün sembolü olarak firavundur. İkincisi, servet ve iktisadi sermayenin sembolü olarak Karun’dur. Üçüncüsü, din adamı olan ve dini elinde bulunduran Bel’am Baura’dır. Bu üçü Kabilci sınıfın sembolüdür.”(2) Bu yorum ne kadar ufuk açıcı ve zenginleştirici değil mi?
 
Seçmeci yaklaşım sadece birbirleriyle mücadele eden farklı ekollerin doğmasına yol açmamış, aynı zamanda Müslümanların zihinsel anlayışlarını da önemli ölçüde etkilemiştir. Oysa İslam düşüncesi olayların farklı görünümlerini birliğin bir yansıması olarak görür. Varlık alemi anlamdan yoksun olaylar yığını olmadığı gibi, hakikati arama yolunda farklı anlayışların ortaya çıkması doğal sayılmalıdır. 
 
Seçmeci yaklaşımın doğurduğu olumsuz sonuçlar:
 
1)Olayların bütünlük içinde tüm yönleriyle değerlendirilmesine engel olur.
2) Acele varılan genellemeler genellikle hatalı sonuçlara yol açar.
3)İncelenen konunun tüm yönleriyle ortaya konmaması fikri ayrılıkların derinleşmesine yol açar.
4) Aynı olayı seçmeci yaklaşımla ele alan guruplar arasında düşünsel mesafe oluşur. 
 
Benzer yaklaşım Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini incelerken de geçerlidir. Osmanlı padişahlarını tasavvuf uluları gibi gören ve yücelten anlayış, Osmanlıyı haremden ibaret gören anlayış gibi bütünlükten yoksundur. 
 
Kürt sorunu ve Ak Partiyi eleştirirken veya desteklerken gösterilen tavırda genellikle seçmeci bir yaklaşıma esir olmaktadır. Bir taraf Ak Partinin demokratik değişimler adına yaptığı değişiklikleri, asker- sivil ilişkilerini demokratik bir düzleme çekmesini, Ortadoğu ve özellikle Filistin konusundaki cesur çıkışlarını, İsrail’i en cesur şekilde eleştiren liderlik profilini, çete ve mafyaya karşı başarılı mücadelesini, sağlık alanındaki başarılarını öne çıkarırken; diğer taraf Kürt sorununun çözümünde yeterince inisiyatif almadığı ve giderek devletin söylemine yaklaştığı, ABD’nin bölge politikalarına payandalık yaptığı, İran’a karşı olduğu açık olan füze kalkanı konusunda gösterdiği istekli tavrı, gelir dağılımı konusundaki olumsuz durumu, komşularıyla sıfır sorun politikasından Suriye ile savaşın eşiğine gelinmesini, yolsuzluk, adam kayırmacılık ve suistimalleri  öne çıkarmaktadır. 
 
Bu yaklaşımlardan herhangi birini temel alarak yapılan değerlendirmeler Ak partiyi doğru anlamaya zemin hazırlamayacaktır. Doğrusu her iki açıdan bakabilme ve olabildiğince az hatalı bir değerlendirme yapmaktır. 
Bir de kasıtlı olarak seçmeci tavrı kullanan insanlara rastlanmaktadır ki, bizim açımızdan en tehlikeli olanlar bunlardır. Çünkü bu tipler incelemelerinde sadece metodolojik hata yapmazlar, aynı zamanda bir türlü tatmin edemedikleri nefislerinde ahlaki zaaf da barındırırlar. Onlar ısrarla bir tikel olayı ölçü alarak yorum yaparlar ve insanları tek gerçek buymuş gibi ona uymaya zorlarlar. Yapılan diğer yorumları doğru kabul etmedikleri gibi onu dillendirenleri aşağılamaktan çekinmezler. Kendilerini çağdaş, ilerici, dindar diye konumlandırıp, farklı düşünenleri görmezden gelip aşağılarlar. 
 
Öyle görünüyor ki, seçmeci yaklaşım bir olayı değerlendirmede metodolojik hata barındırdığı gibi, gerçeğin üzerini örten bir işlev de görmektedir. Cemil Meriç sağ- sol tartışmaları üzerinden giderek seçmeci yaklaşımın sakıncalarına dikkat çekmektedir. “ Sol ile sağ bir bütündür, solu tayin eden sağdır, sağı tayin eden de soldur. Biz hakikatin sadece bir bölümünü görmeye mahkum edilmişiz. Halbuki bir şeyin sadece bir tarafını görmek, hiçbir şey görmemektir. Halifeliğin müdafaa edilmediği yerde sosyalizmin hiçbir değeri yoktur.” (3) 
Seçmeci yaklaşımın kusurlarından arınmak için incelediğimiz konuyu tüm yönleriyle ele almak ve konu hakkında yapılan değerlendirmeleri karşılaştırmalı olarak gözden geçirmek, ayrıca acele genellemelerden kaçınmak gerekir. 
 
1- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, İnsan yayınları.
2- Dünya Görüşü ve İdeoloji, Ali Şeriati, Fecr yayınları.
3- Cemin Meriç. Haz:Murat Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları.
  Bu yazı 105 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI